29 Nisan 2015 Çarşamba

Candy Candy (Şeker Kız Candy): Son Hikaye (2010)



Candy Candy Final Story (2010):
Yetmişli yılların son çeyreğinde Audrey ailesi ve ana karaktere dair ilk metinlerini oluşturmaya başlayan Yazar Kyoko Mizuki (Keiko Negita) dava süreci sonrası "yayın hakkını" elde etti. Daha sonra aradan geçen yıllara rağmen dünya genelinde devam eden ilgiye kayıtsız kalamamış olsa gerek ki Candy'e dair iki ciltlik bir kitap kaleme aldı. Ancak bana göre bu eser, serinin sonuna ve özellikle Candy'nin kimi seçtiğin konusuna netlik getirmesini uman hevesli takipçileri büyük ölçüde kırıklığına uğrattı. Yine de Candy'nin otuzlu yaşlarına ve hayatına dair ipuçları içeren en yeni kaynak olması bakımından incelenmeye ve irdelenmeye değer görünüyor. Ancak şunu hemen belirtelim. İçinde Yumiko İgerashi'ye ait herhangi bir çizim yer almıyor ve ne yazık ki belirgin bir konu örgüsü de yok. (Kitabın basılı İngilizce bir versiyonu henüz olmadığı gibi sadece bazı kısımları orijinal dilinden ya da Fransızca versiyonundan okuyup ufak çaplı çeviri yapanlar var ve büyük bölümünü animeden aşina olduğumuz kısımlar oluşturuyor.)

Şeker Kız Candy: Final Story (2010): Candy için Ano hito (O Kişi) kim?

Ülkemizdeki izleyiciler için Candy, Terrence Graham Grandchaster mı yoksa William Albert Audrey mi seçti sorusuna pek çok izleyicinin duymak isteyeceği yanıt sanırım Terry’dir. Ekranlarda pek çok kez yer almasına karşın sadece bir kez, hayli eskiden Trt’de 115 bölümün tamamı yayınlandı. 90’larda ise sadece belli kısmını izlenebilmişti. Dolayısıyla hikaye belli bir dönem izleyici kitlesi için hep muamma olarak kaldı. İnternetteki İtalyan TV’sinin Terry ile Candy’yi birleştiren uydurma sonunu orijinal bitiş gibi algılayanların sayısı azımsanmayacak kadar fazla. Bu nedenle başlığı açmak benim için için serinin özetini yazmak kadar önem arz ediyordu.

Manga ve animeye göre ve özellikle de serinin 115. final bölümü dikkate alındığında seçilen kişi Albert’dı. Hiç de azımsanmayacak sayıdaki Albert hayranını mutlu eden bu durum 2009’da yılında yazar Mizuki’nin, Candy: Final Story başlığı ile iki ciltlik bir roman kaleme almasının ardından yine belirsizleşmiş durumda. Bu yeni hikaye ile nedendir bilinmez ama yazar adeta bir yap-boz kurgulayarak okuyucu kendi sonunu tasarlasın istemiş. (Sanki Candy ‘nin seçtiği kişi Terry ya da Albert olursa sonucu beğenmeyen taraf bu saatten sonra kazan mı kaldıracaktı ki? :) Onun yerine keşke manga çizeri ile aralarındaki sorunları bir kenara bırakıp yeni bir manga ile hikayeyi bizlere sunmayı başarabilselerdi herhalde çok daha büyük bir mutluluk duyardık. Zaten bizim ülkemizde zaman zaman izleyicilerin Candy yeniden yayınlansın diye ayaklandığı dönemlerde bile sanırım o -hukuk savaşı süreci- seriyi başından sonuna tv ekranlarında görmemize engel olan en önemli etkendi. Tabii bizlerin bu durumdan haberi yoktu o ayrı.

Gelelim romandaki ayrıntılara: Kitap belirgin bir olay örgüsünden ziyada 30’lu yaşlarındaki Candy’nin manga ya da seriden aşina olduğumuz kişilerle gerçekleştirdiği, geçmişe dair konuları ya da yaşadığı döneme dair satır arası bilgiler içeren bir dizi mektup yazışmalarından oluşuyor. (Yazarın bir bitiş hikâyesi için neden bu tür bir anlatım tekniğini seçtiğini bilemiyorum. Bence yanlış bir tercih olmuş.) Burada asıl önemli nokta ise O’nun sevdiği “Ano hito” “o kişi” ile birlikte Londra’da yaşadığını ve evli olduğunu öğreniyoruz. Ancak anladığım kadarıyla o kişinin kim olduğu kitaptan yapacakları çıkarımlar doğrultusunda hayranların gönlüne bırakılmış. Kitabın tamamını özetleyen ve Anohito yani “o kişi” şudur diye kesin biçimde dile getiren bir yazıya ne yazık ki denk gelmedim. Romanların İngilizce çevirisine de rastlamadım. Ancak orijinal dilinden ya da kendi diline çevrilmesi sayesinde okuyarak sonucu öğrenen kişiler, “o kişi”nin kim olabileceğine dair sayfalar dolusu analiz yapmışlar. Doğrusu sabırlarına hayran kaldığımı ifade etmeden geçemeyeceğim. Dolayısıyla bu yazı onların yaptığı yorumlar ile manga ve animeye dair ulaştığım çıkarımlar doğrultuda yazılmıştır.

Öncelikle hikayenin animede nasıl sonlandığını hatırlamak gerek:

Candy, Neil’in tarafından düşürüldüğü tuzaktan kurtulmuştur. Hemen sonrasında birlikte aynı evi paylaştığı Albert ortadan kaybolur. Candy’nin aklına, gazeteye kayıp ilanı vermek ya da direkt O’na hitaben bir yazı göndermek gelir. Sayfaları karıştırırken gördüğü bir haberde Audrey’lere mensup, kimliği şu ana değin saklı tutulan William Audrey hakkındaki yazı dikkatini çeker. William Audrey, Shikago’da görülmüştür. Derken Audery’ler tarafından acilen malikaneye çağrıldığını öğrenince sonunda vasisi ile tanışacağını düşünerek heyecanlanır. Ancak sandığının aksine Sara Leagan, kızı Elisa ve Elroy hala ile bir araya gelir ve büyükbaba William’ın verdiği emir doğrultusunda Neil ile evlendirileceğini öğrenir. Duygularının tümüyle görmezden gelinip bu feci duruma mecbur bırakılması karşısında gözyaşlarını tutamaz. Artık bu aşamada vasisi ile yüz yüze konuşmaktan başka çaresi yoktur. En son görüldüğü yer olan Shikago bankasında gider ve William amca yerine sekreter George’la karşılaşınca durumunu anlatır. Durumun vahametine ikna olmuş gözüken George, Bay William’ın şu an Lakewood’daki malikanede olduğunu ve O’nu görebileceğini bildirir. Böylece Candy soluğu Audrey malikânesinde alır. Gölgeler içinde oturan kişi ayağa kalkar ve yüzü aydınlatıldığında gördüğümüz kişi neredeyse 20’li bölümlerden beri aşina olduğumuz Bay Albert’tır.

Peki Bay Albert kimdir? Hikayenin en başına gidersek, o sıralarda 5-6 yaşlarında, Annie gittiği için üzgün ve gözü yaşlı haldeki Candy’nin karşısına gaydası, İskoç eteğiyle çıkan Tepedeki Prens ile ayrıca seri boyunca William Amca ya da büyükbaba William şeklinde karakterize edilen bir diğer gizemli kişiliğin de ta kendisidir. Dolayısıyla William Albert Audrey hikâyede başından itibaren aşina olduğumuz yegâne karakterdir. Bu aşamada Albert’ın saclı sakallı halinden son bölüme değin giderek gençleşen hayli büyük bir fiziksel değişim geçirdiğini de hatırlamak gerek.

Her ne kadar koyu bir Terry (Terrence/Terruce/Terrius) hayranı olsam da gerek anime gerekse manga sonu itibariyle Candy’nin seçtiği kişi bana her zaman Albert gibi gözükmüştür. Ancak bu son romanla birlikte gerek Terry- Candy fanlarının gerekse Albert-Candy fanlarının son çıkan kitabı, manga ve animeyi de göz önüne alarak yaptıkları yorumları okudum. Candy Albert’ı seçti ya da Candy Terry'i seçti yönünde her iki savı da güçlendiren veya zayıflatan göstergeler var: 

Candy: Hikayeni Sonu kitabına göre Anohito “O Kişi”nin Albert Olma Olasılığı:

1. Hikayenin en başın gitmek gidersek; Albert önce Tepedeki Prens olarak, gaydası ve İskoç eteğiyle ilk kez o sıralarda 5-6 yaşlarında, ağlar haldeki Candy’nin karşısında beliren (Anime’de 13-14 yaşında gözükse de mangada 17 yaşındadır) ve o andan sonra aralıklarla Albert adıyla karşımıza çıkan karakterdir. (Bu bağlamda kanımca neredeyse kopyası durumundaki Anthony bile aslında tepedeki prensi bize unutturmamak için yazarın oluşturduğu bir karakterdir.) 115 bölüm boyunca Albert, saclı sakallı halinden son bölüme değin sanki Candy’e denk olabilsin diye gençleştirilerek hayli büyük bir fiziksel değişim geçirir. Kısaca formüle edersek:

Tepedeki Prens → Bay Albert →William Amca ya da Büyükbaba William →William Albert Audrey.

Çıkarım: Bariz biçimde görülen o ki konu, yazar tarafından en başında beri bu karaktere odaklanılarak kurgulanmıştı. (Muhtemelen Mizuki-san, Terry’nin böylesi güçlü ve beğeni kitlesi yüksek bir karakter olacağını düşünmemişti. Bu durum hikayesini biraz baltalamış olmalı.)

2. Candy, Terry’i görmek için New York’a gittiğinde arkasından bakarken her ne kadara hafızası geri gelmese de Candy ile birlikte bulduğu huzurun sürmesi halinde hatırlamayı umursamayacağını dile getiriyordu. (Manga'da Albert'ın ilgisi çok daha belirgin.)

3. Candy, geçirdiği kaza sonrası hafızasını kaybeden ve bir süre aynı evi paylaştığı, Terrence ile acı veren ayrılığı sonrası yine duygularını yatıştırması konusunda destek gördüğü Albert aslında en başından beri değişmeyen ve bir şekilde Candy’nin hayatında on yıl boyunca var olan yegane karakterdi. Aynı koruma Neil ile nişanı söz konusu olduğunda da devredeydi. Ancak duygular asla söze dökülmedi. Candy, Albert için değerliydi. Çünkü erken yaşta ölümüne tanık olduğu (yeğeni Anthony’nin de annesi olan) biricik ablası Rosemary’e benziyordu.

4. Normal şartlarda evlatlık alınan Candy’nin zaten Audery mirasçısı olmak gibi bir şansı yok. (Elisa’nın servete konmak için Neil’ın evliliğinden çıkar sağlama konusu gerçekçi değil bu noktada. Çünkü o devrin yasaları buna olanak vermiyor. ) Abd’deki 1929 ekonomik bunalımı Audrey servetini kaybetmesine neden olmuşsa Albert ve Candy normalleşen bir hayat tarzı sonrası evlenmiş ve huzurlu bir yaşam kurmuş olabilirler.

5. Candy, New York'tan döndüğünde trende yüksek ateş sonucu bayılmış ve büyük hala Elroy'un katı tutumu sonucu o haliyle bile malikanede kalmayıp pansiyona dönmeyi seçmişti. Archie ve kızlar tarafından Albert'la paylaştığı daireye bırakıldığında ve yalnız kaldıklarında ayrılık gözyaşlarını (bir zamanlar Antony için akıtırken Terry de teselli bulduğu gibi) Albert'ın göğsünde dindirmişti. Albert anlattıklarını dinlerken fazlasıyla şaşırmış sonrasında ise sanki kendi sırasını bekleyen biri gibi ve ona zaman tanımak istercesine "ağla ve unut Candy" demişti.

6. Kapanış müziğinin şarkı sözüne ait bir bölümü ve eşliğindeki bir görüntü, dikkat çekici ve ipucu verir nitelikte. Anahito ga watashi wo watashi wo yonde iru Candy Candy Candy: Türkçe çeviri: O kişi bana sesleniyor, Candy Candy Candy. Ekranda, görüntüdeki kişi ise ne Anthony ne de Terry değil Tepedeki Prens: Yani William Albert Audrey’dir. (Şarkı sözlerinin bir diğer gösterge sayılmasının nedeni ise yazar tarafından kaleme alınmış olmasından ileri geliyor.)



Sonuç: Anohito “O Kişi” Albert’dır. Tüm hikâye, en başından tepedeki prens, gizemli ve her karede sürekli gençleşen Bay Albert ve Audrey’lerin son ana kadar gizlenen gizemli karakteri Willliam Amca de birleştirilerek William Albert Audrey etrafında şekillenmektedir. 

Candy: Hikayenin Sonu kitabına göre Anohito “O Kişi”nin Albert olmama olasılığı 

  1. Dini nedenler: Seride pek çok kez görülen baskın dinsel öğelere hepimiz aşinayızdır. Hristiyanlığa göre ise kişi evlat edindiği biriyle evlenemez. Albert’ın her daim Candy’nin çevresinde oluşu ve yardım edişi de yalnızca abice bir koruma içgüdüsünden ibarettir. 
  2. Candy ve Albert arasındaki iletişim ve ilişki düzeyinde Terry ile yaşadığı aşk ve ayrılık acısı gibi yüksek duygu barındıran hiçbir öğe mevcut değil. (manga sahnesini göz ardı edersek: Candy İskoç kıyafetleriyle karşısında beliren, ilk karşılaştıkları zaman sarf ettiği cümleleri tekrarladıktan sonra ”Candy, seni asla unutmadım” diyen, tepedeki Prens olduğunu anladığı Albert’a koşar.) Animede ise Albert gaydası ile belirip ilk karşılaştıkları zaman sarf ettiği cümleleri tekrarlar. Sonra masa başında toplanırlar. (Cidden anime için berbat bir sondu.) Tüm seri boyunca özellikle Albert ile aynı evi paylaşmaya başladıkları kısımlarda bile Candy'den Albert'a en ufak bir duygu kırıntısı ya da eğilim ekrana yansımadı. Ancak ortadan kaybolduğu süreçte bulmak için elinden geleni yaptı ve yokluğu için gözyaşı döktü.  
  3. Albert, hafızasını kazandıktan hemen sonra haklarında artan dedikodular Candy’ye zarar verdiği için ayrılırken herhangi bir üzüntü belirtisi göstermedi. Gayet rahat ve kendinden emim biçimde veda ediyordu. (Elbette kısa bir süre sonra kimliğini açıklamaya niyetlendiği için vs olabilir.) 
  4. Öyle ya da böyle sıralamada Albert, Candy’nin 3. aşkı. Açıkçası bu noktada Candy’nin kalbi hayli değişken ve vefasız gözüküyor. Mizuki, karakterini böyle bir pozisyona sokmak ister mi? 
  5. Terry-hayranı bakış açısıyla değerlendirenlere göre 2. Kitapta 1920 tarihli mektuba göre Candy halen Audrey soyadını kullanmakta. Yani halen Audrey’lerin evlatlık kızıdır. (Tabi bana göre Albert’la evlenmiş ve yine soyadını almış da olabilir. ) 
  6. (Kitaba göre) Candy’nin Albert’a iki şey için teşekkür etmiş: Annie ve Archie’nin ilişkisinde bir takım engeller yaşanmış (Elroy yetimhaneden geldiği için Annie’ye karşı çıkmıştır mutemelen.) ancak konu Albert sayesinde çözümlenmiştir. Ayrıca Albert, Leagan’ların eski iki atını da kendisine doğum günü için hediye etmiştir. 
  7. Kitap /Mektuptan bir satır: Candy O kişiye hitaben ya da O kişi Candy’e şu sözü söylemekte: “Eğer yapabilseydim seni severek seninle gizlice yaşamak isterdim.” (Candy mi yoksa Albert’tan mı gelen yanıt anlayamadım) Cümleden yola çıkan Albert fanları durumu şöyle yorumlamış. Terry ayrılığı sonrası geçen yıllarda- ki bu en az 5-6 yıla denk geliyor- Candy aşk acısını unutup Albert’la yakınlaşmış ama sosyal konum farklılığı, baba ve evlat edinilen kız görünümü ile dini inançların da etkisiyle birlikte olamamışlardır.  
  8. Albert, Candy’e Terry ile ilgili hatıralarını yazdığı eski günlüğünü geri göndermiştir. Bunu yaparken de ondan vazgeçmekte ve aslında duygusal olarak da artık tamamen özgürsün demektedir. (Yani Candy sonuçta da Terry’e dönmüştür.) Aslında animede ya da mangada günlük olayı çok belirgin değildi. Yanlızca İskoçya tatili sona ererken Patty'nin sayfalar dolusu yazışına bakarak yaşadığı onca şeyi birkaç güne nasıl sığdıracağını bilemediğini söylüyordu.  
  9. Magnolai apatmanını paylaşırlarken de Albert açısından Candy’ye karşı bir his belirtisi görmek kolay değildi. (Gerçi hafızasını kaybetmişti) Ancak yine de Candy Terry ile tiyatroda buluşacağı zaman vs bireyler hissedebilir ya da az da olsa kıskançlık belirtisi gösterebilirdi. Mizuki-san’ın Albert açısından gerek animede gerekse mangada Candy’e dair gözlenebilir duygusal yakınlık vermeyişi bana ilginç geldi. Oysa yazarın kalemimden çıktığı şekliyle hikaye en başından beri Albert-Candy birlikteliğine giden "Tepedeki Prens" şeklinde başladı. Bu tutarsız yaklaşımı anlayamadım. Belki de daha sonra Albert konusunda fikrini değiştirdi. 

Candy: Hikayeni Sonu kitabına göre Anohito “O Kişi”nin Terry (Terrence/Terruce) Olma Olasılığı.

1. Kitapta evlilik döneminden bahsederken Candy ve eşinin İngiltere’nin başkenti Londra’da oturduğu anlaşılmakta. (Bildiğimiz üzere Terry bir İngiliz) (Aslında Albert da olabilir. Ne de olsa birçok iş sahasında hayli varlıklı bir aile.)

2. Evindeki kütüphanede, tıp kitaplarının yanı sıra tiyatro eserlerinin varlığı söz konusu. (Aynı ilgiyi -Terry dolayısıyla- Candy’de devam ettirmiş olabilir)

3. Suzanna’nın ölümü. Archie ve Annie’nin nişanından bir iki yıl sonra gerçekleşmiş (Mizuki’nin romanında verilen bir diğer ayrıntı. Sebebi belirsiz) Candy ve Terry birlikteliğini imkânsız kılan yegâne karakterin romanda öldüğü belirtiliyor. Yani o ikisinin yeniden birleşmiş olmaları çok güçlü bir olasılık.

4. Terry’nin duyguları: Candy’in hayli derin bir aşkla seven ve Suzanna olayı sonrası ayrılmak zorunda kaldığında da gözyaşı dökecek kadar yoğun duygular yaşadı. Hatta çok sevdiği tiyatroyu da bırakıp kendini saldı ve kariyerinden de vazgeçti. (Bu tip duyguları Albert’da hissetmedik.)

5. 1920’de Candy, Elenor Baker’la (Terry’nin annesi) da mektuplaşmış. Terry ile ayrıldıkları zaman dilimi düşünüldüğünde eğer sonrasında Terry ile birlikte değillerse 1920’de Candy’nin Elenor ile yazışmak için bir sebebi olmaz Terry fanlarına göre. Ama bana göre yazışabilirler. Ne de olsa oğlu ile barışmasına Candy’nin katkısı büyüktü.

Candy: Hikayeni Sonu kitabına göre Anohito “O Kişi”nin Terry Olmama Olasılığı: 
 
  • Özellikle Suzanna’nın varlığı ve sağlık durumu karşısında Terry’nin sorumluluk duygusu 
  • Candy ve Suzanna arasındaki mektuplaşmalarda görüldüğü üzere Candy'nin belirgin biçimde Terry'den vazgeçmiş gözükmesi. 
  • Animede verildiği üzere Candy’nin, Suzanna ile ayrılıkları sonrası Albert ile yolları kesiştiğinde ve onunla aynı evde yaşamaya başladığı süreçte bir gazete haberinde Terry’nin kariyerinin çöktüğüne dair yazıyı okuyana kadar Terry ile ilgili defteri kapatmış olması. 
  • Bardaki derbeder Terry-Albert karşılaşmasında aklını başına toplayan Terry her ne kadar O'nu unutamadığını dile getirse de net biçimde "Elveda Candy" diyerek ayrılması.

Candy: Final Story’ye göre Anohito “O Kişi”

Sonuç: Konu ile ilgili yazılıp çizilenler sayfalar dolusu İngilizce yazıyı anlamak ve derlemek bile hayli yorucuydu. Romanla birlikte karakterlerin yeniden aramıza katılması ve 30’lu yaşlarına dayanan bir sonu olduğunu duymak ilginç geldi. Ne yazık ki beklediğimi bulabildiğimi söyleyemeyeceğim. Gerek Terry-yanlı yorumlarda gerekse de Albert yanlı yorumlarda ilginç çıkarımlar yapılmış. Ancak bir noktadan sonra ulaştığım yegane sonuç şu: Mizuki hikayesini Albert odaklı oluştursa da zamanla Terry’ninki gibi güçlü duygular yansıtmadığı için fikrini değiştirmiş olabilir. Ancak ben bu olasılığa ihtimal verdiğimi söyleyemeyeceğim. Bana göre hafıza kaybı sonrası bölümlerde Albert''ın Candy'ye yakınlık duyduğuna dair birden fazla kez çıkarımda bulunulabilir. Ayrıca bardaki derbeder Terry-Albert karşılaşmasında aklını başına toplayan Terry net biçimde "elveda Candy" diyerek şehirden ayrılıyordu. Durumu değiştirebilecek tek şey Suzanna'nın ölümü olabilir. Bu aşamada yaşanan belirsizliği netleştirecek romanın üçüncü bir cildi çıkar mı? Pek sanmıyorum. Ülkemizde yeni yeni kitap satış reyonlarında mangalara denk geliyorsak da, her biri 350 sayfa civarındaki 2 ciltlik romanın dilimize çevrildiği bir günü göreceğimizi düşünmüyorum. Keşke Mizuki-san’dan net bir sonuç duyabilseydik. Ancak en başında belirttiğim gibi yazar da herkesin kendi sonunu seçmesini istemiş. Her iki tarafın da fanı, diğeri seçilince üzülecek diye yapılmış bir tercih olsa gerek. Bu kitap ülkemde yayınlansa bile sırf konu böyle belirsiz şekilde sonlandırıldığı bilsem sanırım zahmet edip almazdım. Bana göre hatalı bir yaklaşım olmuş.

13 Nisan 2015 Pazartesi

Candy Candy / Şeker Kız Candy


  Sezon Özetleri (Ayrıntı İçerir. İzlemeyi Düşünenlerin Okuması Önerilmez)

Uyarı: Aşağıdaki metin uzun bir yazım ve emek sürecinin ürünüdür. Metnin herhangi bir kısmını alıntı yapan ya da tümünü kullanan kişilerin, alıntı yaptıklarını blog'a adres yönlendirmesi yaparak belirtmeleri rica olunur.

En başından beri, seçtiğim bir isimle kendi anime sitemi kurmayı istedimse de bu düşüncemi gerçekleştirmek için bir türlü imkân bulamadım. Neyseki blog diye bir kavram ortaya çıktı da yazı yazmak ya da tanıtım eklemek gibi imkânlar doğdu. Nostalji anime adı ile ilk bloğumu açtığımda yazmaya niyetlendiğim ilk anime Candy Candy (Şeker Kız Candy) idi. Özellikle internette sonu ile ilgili yaratılan spekülasyonlara da denk gelince konuyu özetlemenin iyi fikir olduğuna karar vermiştim. Tabii öncesinde hikayeyi anlatan manga, oav ve Tv Anime dahil yapılan herşeye göz atarak yeniden hatırlamam gerekti. İzlerken dikkatimi çeken birşey de 80'li ve 90'lı yıllarda tanıştığımız her anime karakterinin yanında nedense bir hayvan olduğuydu. Candy'nin yanında dolanan ve bana göre tamamen gereksiz bu yaratık da Kurin isimli bir rakundu. Cidden oraya eklenmesindeki anlam ve önemi halen kavrayabilmiş değilimdir. Sanırım animlerdeki hayvan modası da Candy ile başladı.

Yetmişli yılların son çeyreğinde Audrey ailesi ve ana karaktere dair ilk metinlerini oluşturmaya başlayan Yazar Kyoko Mizuki (Keiko Negita)  manga çizeri Yumiko Igarashi ile yoluna devam etti. Toei'nin televizyona uyarlandığı süreçte seri dünya çapında hatırı sayılır bir başarıya imza attı ve birçok dile çevrildi. Ikili birlikte çalışmaya devam ettiler.  Ancak bir süre sonra yazar ve çizer arasındaki anlaşmazlık mahkemeye taşındı ve bu süreçte Candy Candy'nin her türlü yayın hakkı durduruldu. Hukuk savaşı Kyoto Mizuki'ye eşit haklar tanımanın yannda arzu ederse başka bir manga çizeri ile çalışmasını sürdürmesine de olanak tanıdı. Ancak Mizuki 2010 yılında kaleme aldığı son romanı Candy Candy: Final Story'de görsellere yer vermemeyi seçti. 

1. Candy Candy (Roman: 1975)
2. Candy Candy (Manga: 1975-1979)
3. Candy Candy (Anime Film: 1979)
4. Candy Candy (Tv Serie 1976-1979)
5. Candy Candy: The Call of Spring/The May Festival (Mini Anime Film:1978)
5. Candy Candy's Summer Vacation (Mini Anime Film:1978)
6. Candy Candy (Mini Anime Film:1992)

Animenin Adı: Candy Candy 
Yapım Yılı:1976 
Türkçe Adı: Şeker Kız Candy: 
Türkiye'de İlk Yayın Tarihi: 1979
Bölüm Sayısı: 115 + 2 Extra Bölüm ve 1  Oav (1992)

Seriye dair kısa ön bilgiyi Türkiye'de Anime'nin Serüveni başlıklı yazımda vermiştim. Artık ayrıntılarla devam edebilirim diye düşünüyorum.


Candy ve Annie isimli iki kız bebek bir kış günü Rahibe Pony ve Rahibe Lane'in gözetimindeki Pony Evi adlı yetimhaneye bırakılır. Ağaçlara tırmanan, erkek gibi kement atabilen sıcakkanlı Candy ile daha naif, sessiz yapıdaki Annie iki yakın arkadaş olarak büyürler. Gece yarısı seslerini duyup rahibelere haber veren yaramaz Tom her daim onlarla uğraşmakta ve zaman zaman kötü niyetle olmasa da yaptıklarıyla onları incittiğinde her defasında Candy tarafından erkek Fatma tarzında yöntemlerle alt edilmektedir. Daha sonra Tom bir çiftiçi tarafından alınır. 



Onuncu yaş gününü kutladıkları yıl (mangada 6 yaşındadırlar) Candy'nin ve Annie'nin yolları geçirdikleri bir nehir kazası sırasında Brayton isimli varlıklı bir adamla kesişir. Kızları evinde ağırlayan bay Brayton özellikle Candy’nin dürüst ve sıcakkanlı tavrından hoşlanır. Karısı ile birlikte Pony Evi'ne geldiğinde de aslında aklında Candy'i evlat edinmek vardır. Ancak Candy tüm bunların farkında değildir ve Annie’den ayrılmamak için türlü muziplikler yaparak gelenleri kaçırma derdindedir. Annie ise Candy’nin aksine bir aile istemektedir ve evlatlık için seçilen kişiyi duyduğunda hayal kırıklığı yaşar. (Mangada Annie'nin evlat edinilmek gibi bir isteği yok.) Candy bir dizi oyunla kendini aday listesinden silmeyi başarır. Tam herşey yoluna girdi zannederken Annie gönlünde yatan gerçeği dile getirince arkadaşının yeni bir hayat yakalama şansına da engel olmak istemez. Böylece birbirlerine elveda derler. 

Candy yanlızlığını Annie’ye yazdığı mektuplarla giderir. Ancak sandığının aksine Annie (aslında yeni annesinin de isteğine boyun eğerek) Pony evi ile ilgili geçmişini artık unutmak istediğini belirttiği son bir mektup yolladığında Candy büsbütün yıkılır. Gözyaşlarıyla Pony Tepesi’ne koşar. Bu sırada İskoç geleneksel kıyafetlerini giyen ve gaydasını taşıyan 12-13 yaşlarında bir çocuğun kendisine seslendiğini fark eder. (Manga'da Candy çok daha küçük, 6-7 yaşlarındadır. Çocuksa 16-17 yaşında) Güzel sözler söyleyerek O'nu gülümsetir. Anlık bir rüzgar sonrası uçan mektubunun peşinden koşan Candy dönüp baktığında az önce tanıştığı çocuğun gittiğini fark eder. Geriye üzerinde A yazan bir çeşit broş kalır. Candy, yeniden Pony Evi’ne döndüğünde yüzünde o eski gülümseme vardır. Candy "Tepedeki Prens" adını verdiği yabancıyı sık sık anımsar ve hatırası broşu da saklar. Günler birbirini izler. Candy yetimhanedeki yaşı en büyük çocuk olarak artık evlat edinilmeyi pek de ummamaktadır. Oysa sandığının aksine bir gün rahibeler kendisini çağırdığında öğrenir ki varlıklı Leagan ailesi kızları için "birini" almak istemektedir. Artık Ponny Evi için fazlasıyla büyüdünün ve yeni çocuklar için de yere ihtiyaç duyulduğunun farkındadır. Dahası araba üzerindeki arma, bulduğu A harfli broşun L harfli versiyonu olması dışında aynı özelliklere sahiptir. Gideceği evde bir de erkek çocuğu bulunduğunu öğrenince ailenin bir şekilde tepedeki prensle bağlantısı olabileceğini düşünerek yapılan teklifi kabul eder. 

Yeni evine ulaştığında daha kapıdan adımı atmıştır ki kafasına bir kova su yiyince kardeş gibi olacağını umduğu şımarık iki çocuk hoşgeldin deme şekillerinden ne tür insanlar olduklarını belli ederler. Aileye eşit bir üyesi değil bir hizmetçi ya da kimi zaman eşlikçi konumu için istendiğini anlamakta gecikmez. Bu gerçek karşısında yaşadığı hayal kırıklığını içine atar ve Pony evine yaşantısına dair güzel mektuplar yazar. Ancak Neil ve Elise’nın hain planları yüzünden başı sıkça derde girip her defasında zan altında kalınca canından bezerek gözyaşları içinde evden kaçar. Tüm kalbiyle geri dönmeyi dilerken kendini yere bırakıp hıçkırıklara gömüldüğünde tatlı bir sesin ona seslendiğini duyar. Başını kaldırıp baktığında görür ki "tepedeki prens" adını verdiği yabancı bu kez güllerin süslediği bahçe kapısında ona bakmaktadır. (Burada Manga'dan bir ayrıntıyı eklemem gerek. Çocuğa bakıp parmaklarıyla sayarken "ama aradan yıllar geçti" dediğinde O'nun altı yıl önce gördüğü ile aynı yaşta gözüktüğünün farkındadır.) Karşısındaki, “Sen tepedeki prens misin?” sorusuna kahkahayla gülerken beklediği cevap da havada kalır. Paylaştıkları birkaç cümle sonrası sarışın çocuk tıpkı önceki gibi aniden ortadan kaybolur. Candy bulunduğu yeri incelediğinde çevresi ve girişi güllerle bir kaplı demir kapı görür. Üzerinde daha önce bulduğu broşun aynısı vardır. Ama kilitlidir. En azından uzun süreden sonra garip şarlar altında da olsa prensle yeniden karşılaştığı için büyük bir sevinç duyarak Leagan malikanesinin yolunu tutar. Neil ve Elise’nin bıktıran oyunları devam ederken evin bir köşesinde tesadüfen bulduğu eski görünümlü bir portrede prensi görür. Hizmetçi Dorothy'nin anlattıklarına göre resimdeki çocuk varlıklı Audrey ailesine mensuptur ve daha önce birkaç kez Leagan'lara gelmiştir. Günler biribirini izlerken önce Stear (Alistair) ardından Archie (Archibald) isimli iki çocukla tanışır ve öğrenir ki onlar da Audrey ailesinin birer üyesidirler. 

Bir gün Elise bir partiye davetli olduklarını ve kendisine eşlik etmesi için O’nu da yanına alacağını belirtir. Candy önce kendisine güzel elbiseler verileceğini düşünse de Elise’nın o nezaketten yoksun bir kişilik sergilemesi kaçınılmazdır. Derken Bay Leagan tarafında salona çağrılır ve Stear ve Archie’nin gönderdikleri mektup doğrultusunda resmen partiye davet edildiğini öğrenir. (Mangadakinin aksine evin beyi konumundaki bu adam animede nazik ve düşünceli bir karakterdir. Evini özlediğini düşünerek Pony evini ziyarete gitmesine izin verir.) Arabanın girdiği yol bir süre önce prensle karşılaştığı gül kaplı kapıları geride bırakınca kalbi büyük bir heyecanla dolar. Stear ve Archie dostane tavırlarla Candy’ye seslenirler. Candy, sıradan kıyafetine aldırış etmediklerini görünce mutluluk duyar. Sabırsız Elise ise aceleyle hemen içeri yönelirken "Anthony nerde" diye sorar. Aslında o anda Candy’nin bu isme ilgisi Elise’ni tavrıyla orantılıdır. Çok geçmeden diğer iki kuzeni gibi İskoç geleneksel kıyafetleri giyen Anthony kapıda belirir ve Candy yanılmadığını anlar. Parti tüm hızıyla devam ederken Elise, Anthony’nin Candy’e olan belirgin ilgisiyle hoşlanmaz ve O’nu aradan çıkarmanın planları yapmaya koyulur. Candy için masal gibi başlayan gece hain Neil’ın onu üst kata çağırması ve Elise ile bir odaya hapsetmeleri sonrası kabusa döner. Hayalet hikayeleri yüzünden korkuya kapılan Candy’i bulansa Anthony olur. Bir başka odada ise Star ve Archie ayrı ayrı Candy için hazırladıkları iki elbiseyi Archie’nin dikiş marifetiyle birleştirirler. Böylece Candy o gece güzel bir elbise ile partiye dahil olur ve çocuklarla tek tek dans ederek kendi masalını yaşar. ( mangada elbise olayı yok.) Salondakilerin ve Audrey’lerin başı konumundaki Elroy halanın da ilgili bakışları arasında Anthony ile bir başka dansta bir araya geldiğinde Pony Tepesini hatırlayıp hatırlamadığını sorar. Ancak Anthony orayı hiç duymamış gibidir. Candy bu duruma bir anlam veremez. Yine de Prens’le Pony Tepesi'ndeki ilk karşılaşmaları arasındaki tutarsızlık hakkında düşünmemeye karar verir. 

Uyarı: Yapımın ilk bölümlerde zaman ya da çeviri hatası var. Animede 10. yaş günlerini  kutladıktan kısa süre sonra Annie evlat edinilmiş ve Candy'ye yazışmaya başlamıştır. Ancak daha sonra ondan gelen mektupta artık arkadaşı tarafından unutulduğunu öğrenince tepeye koşup ağlamış sonra da uzandığı yerde uyuyakalmıştır. Muhtemelen sabaha karşı yağmurdan hemen sonra ve ortamda sis hakimken "Tepedeki Prens" gaydasını çalarak belirivermiştir. Sonradan bu hata herhalde yapımcılar tarafından da farkedilmiş ve 115. bölümde yer alan aynı "tepedeki karşılaşmaya" dair hatırada bu kez Candy 5-6 yaşlarında gösterilmiştir. Ayrıca yine animede Candy gül bahçesi önündeki kapıda Anthony ile tanıştığında O'nun tepedeki prens olduğunu zannetmektedir. Ne zaman ki gül bahçesinde ve av partisinde Antony "bazen evlerine gelen, kendisine çok benzeyen bir başka kişiden" bahsetmiştir o zaman Candy O'nun prens olmadığını farkına varmıştır.  Manga'da ise Candy, aradan geçen altı yıllık zaman farkına rağmen gördüğü çocuğun o zamankine denk bir yaşta durduğunu ve tepedeki prensin zaten Anthonyn olmadığının farkındadır ve Anthony'nin ölümünden sonra bile prensle karşılaşmayı ummaktadır.

Sonraki günler Candy’nin o masalı ağır bir bedel olarak kendisine geri döner. Bayan Brayton kızı Annie ile Legan ailesini ziyarete gelir. Candy, çocukluk arkadaşı Annie’nin ‘Onu tanımayan" yabancılaşmış tavrına incinse de sırrını ifşa etmez. Annie giderken saç kurdelasını minnettarlığının göstergesi olarak bırakır. Ancak bu kurdela daha sonra hırsız olarak nitelenmesine neden olur. Üzüntüsünü Antony ile paylaşmak için gittiği malikanenin kapısında ikinci şoku yaşar. Anthony şuan onu görmek istememektedir. (Manga'da yaşanan itiş kakışta Anthony gerçeği sorgulamaksızın Neal'a karşı "çizgiyi aşmamasını salık verir ki bu yaklaşımı Candy'i derinden yaralar.) Yine kırlarda gözyaşlarını dindirmeye çalışır. Dere kenarında dalgın biçimde düşüncelere dalar. Aynı sıralar olanları duyan Anthoy, Stear ve Archie, hakkındaki suçlamayı kabul etmez ve O'nu aramaya koyulurlar. Nehir kenarındaki kayıkta kıvrılıp uyuyan Candy kendine geldiğinde fark ederki kayık sulara kaplmış haldedir. Yardım çığlıkları geceye karışır. Karanlığın içinden çıkan bir yabancı tarafından kıyıya taşınır. Uyandığı sırada kurtarıcısının sakal bıyık ve gözlük karışını korkutucu silüeti bir insandan çok ayıyı çağrıştırınca çığlık atıp ikinci kez kendinden geçer. Yabancı ise o denli korkutucu olmadığı düşüncesindedir ve bu tavra biraz içerler. Bilincini kazandıktan sonra ateşin önünde kendisine ikram edilen yemeği yiyen Candy, kendini Albert olarak tanıtan adamla sıcak şekilde sohbet eder. (Bu kız herkese ne çabuk güveniveriyor!) Uzaklardan Anthony’nin sesini duyunca artık gitmek zorunda olduğunu  belirtir. Yeniden görüşmek dileğiyle ayrılırlar.
  
Kemalettin Tuğcu kitaplarıyla büyüyen bir neslin parçasıysanız acıtasyona da bağışıklığınız var demektir. Çünkü Candy'nin dramı bazen ömür törpüsünü aratmatacak şekilde devam eder. Önce ahırda yatmasına karar verilir ve bahçıvanlık işlerine koşulur. Tüm bu sıkıntılı süreçte yara bere içindeki ellerini gören Anthony’nin düştüğü durumu hazmedemediğini zanneder ve üzülür. Ancak Anthony sandığı gibi görünüşüne ya da nasıl yaşayıp nereden geldiğine aldıracak türden bir çocuk değildir. Gül bahçesinde Şeker Candy adını verdiği özel beyaz bir gül yetiştirir. Candy fazlasıyla mutlu olur. Anthony bunu malikanenin gül kaplı girişinde "ilk karşılaştıkları günün" hatırasına verdiğini söyleyince O, içten içe çok daha uzun süre önce Pony Tepesi’nde karşılaştıklarını düşünür. Antony, anlattıklarını dinledikten ve sakladığı broşu gördükten sonra ailedeki tüm erkeklerin aynı armaya sahip olduklarını belirtir. Kafasında “Acaba hangi Audrey erkeği küçükken Candy’nin kalbini çaldı? Diye sorgularken içten içe ise içini bir şüphe ve kıskançlık doldurur. “O prense benzerliği” nedeniyle mi kendisine ilgi duyduğunu sorarken de belirgin biçimde uzaklaşmıştır. Candy bir anlık şaşkınlık sonrası tepedeki prensi umursamadığını sevdiği kişinin şuan yanında durduğunu söyleyiverir. İtirafı her iki taraf için de şaşırtıcıdır. Candy utanarak uzaklaşır ama kalbindeki hisleri dile getirebildiği için de mutluluk duyar. Antony, bir doğum günü bile olmadığı için kedere sürüklendiği bir başka gün -bahar zamanı mayıs ayını- doğum günü olarak kutlayacaklarına söz verir. 

Elise ise boş durmaz. Candy Önce hırsızlıkla suçlanır.  Elroy hala o aşamadan itibaren defterini dürer zaten. Partiden beri göze batışından rahatsızlık duyan bayan Leagan’ın emri ile evden uzaklaştırılıp Meksika’daki aile çiftliğine yollanır. Anthony ve diğerleri gidişine engel olmazlar. Yolda yaşanan bir dizi aksilik sonrası Candy kaçırılınca onu götürmek üzere refakat eden adam durumu Legan ailesine haber verir. Böylece Anthony, Stear ve Archie, Candy’i bulmak üzere bir kez daha yola koyulurlar. Candy’i kaçıran yabancı onu iyi otellerde konaklatmakta ve güzel elbiseler giydirmektedir. Böylece satılacağına yüzde yüz emin olan Candy kaçmayı denese de  başarılı olamaz. En nihayetinde bir şekilde kurtulur ve kendini gül kapısında bulur. Anthony ise aramaları sonuçsuz kalmışken Candy karşısında bulmanın şaşkınlığını geride bırakır ve ve özlemle sarılırlar. Audrey ailesinin uşağı (Candy’nin de satılacağını sandığı adamdır aynı zamanda) geriden gelir ve Audrey ailesinin varisi ve yöneticisi William Audrey’in Candy’i evlat edindiğini bildiren mektubunu Elroy halaya uzatır. William Amca üç delikanlının ricasını göz ardı etmemiş ve bu kararı vermiştir. İnatçı Elroy Hala, durumu kabullenmeye gönüllü gözükmese de Bay William’dan gelen emrin son söz demek anlamına geldiğini dile getirir. Böylece Candy varlıklı Audrey ailesinin bir ferdi olur. (Ancak Elroy, Candy'i asla onaylamaz ve O'nu sürekli dışlar. Hatta daha sonra yaşanan acı olaylardan sorumlu tutar.) Kendisi için verilen ilk partide giydiği elbise ile Stear, Archie ve özellikle de Anthony’nin ilk görüşte dili tutulurken Elise’yı kıskançlıktan deli eder. İki kardeş O’nu küçük düşürmek için ellerinden geleni yaparlar ama zeki kız gayet başarılı şekilde gerek cümlelerden gerekse davranışlardan sıyrılmayı başarır. 
Candy, Audrey ailesine adapte olmaya çalışırken sanki fikirlerini soran varmış gibi Elise ve Neil, Elroy halaya giderek duruma itiraz ederler. (Anne tarafından vs akrabalık bağı var.) Günler birbirini izler. Yetimhaneden Tom ve Anthony tatsız bir olay sonucu karşılaşıp kavgaya tutuşur ama sonrasında dost olurlar. Anthony Elroy halanın isteklerine isyan edince evden uzaklaştırılır. Bu süreçe rodeoya katılmaya karar verir ve Tom’la birlikte çalışırlar. Zenginliğin verdiği ayrıcalıklar olmaksızın zorluklara karşı mücadele etmek Anthony için farklı bir deneyimdir. Rodeoda kazandığı ineği satarak ilk kez kendi parasını kazanır ve bunu Candy ile harcamaya karar verir. Lunaparka eğlenirler. Ancak kart falına bakan bir falcı ürkütücü tavırlarıyla Candy’nin keyfini kaçırır. Anthony endişelerinin yersizliği için onu rahatlatmaya çalışsa da Candy’nin içi bir türlü huzur bulamaz. Sonraki gün Anthony, bir bahar zamanı, annesinin ani ölümü öncesi tüm gül bahçesinin ansızın yapraklarını döktüğünü ve aynı gün garip bir havanın güzel yaz güneşini uğursuzca gölgelediğini anlatır. Ertesi sabah Candy uyanıp da pencereden dışarı baktığında gül bahanesinin tıpkı Anthony’nin sözünü ettiği gibi dağıldığını dehşet içinde görür. Luna parktaki falcı olayından sonra sanki her yanı kara bulutlar sarmıştır. Endişesini dile getirdiğinde Anthony ciddiye almaz ve güler. Ancak yaşanılanların sıradan olmadığı ne yazık ki çok geçmeden anlaşılacak, Audrey ailesinin düzenlediği av partisi sonun başlangıcı olacaktır. Candy tüm aileye resmen anıtılır. Sonrasında at üstünde giderken Anthony kendisine benzediğini söylediği tepedeki prensin kim olabileceğini tahmin ettiğini söyler. Ancak bu noktada sözleri yarım kalır. Ne azık ki bu noktada büyük bir trajediye sonuçlanan bir olay yaşanır. Yollarına çıkan yavru tilki ve onu korumaya çalışan annesinden at aniden ürker. Av için kurulmuş gizli bir tuzağa ayağını kaptırarak şahlanır ve Anthony’i sırtından atar. Yaşadıklarının dehşetiyle donup kalan ve çığlık atan Candy bilincini kaybeden Anthon'nin yanına koşar, ardından da bayılır. Uyandığında ise Anthony’nin öldüğü gerçeği en büyük kabusu olarak karşısına çıkar. (Bir anime için çok ağır bir konu örgüsü var) Yaşadığı travmayı atlatması Candy için kolay olmayacaktır. Dahası Elroy Hala da Anthony’nin ölümünden hayatlarına giren O'nu sorumlu tutmaktadır. Kederini, tam da ihtiyaç duyduğu anlarda ortaya çıkan, her daim dostça davranıp akılcı sözleriyle avunduğu Albert’ın öğütleri doğrultusunda içine gömer. Artık kendisi için sadece bir acı kaynağı olan Audrey malikanesini terk eder.  Pony Evi’ne döndüğünde gelişinin ardında yatan sebepleri kimseyle paylaşmaz ama belirgin durgunluğu rahibelerin gözünden kaçmaz. Nihayetinde bay William'ın sekreteri George ansızın çıkıp gelir ve verilen emir doğrultusunda Londra’da prestijli bir yatılı okula yazdırıldığını bildirir. Rahibelerin de ısrarı ile gitmeye ikna olur.

St. Paul Akademisi Günleri: 
 
Şeker Kız Candy animesinin ikinci sezonu olarak niteleyebileceğimiz kısım, St. Paul Akademisi’nde geçen günleri kapsıyor. Tabii normalde animede böyle bir sezon ayrımı yok.

Kendisini Londra’ya götüren gemiye binerken Candy, acı hatıraları geride bırakarak hayatında yeni bir başlangıç yapma düşüncesindedir.  Güvertede sisli bir gece yarısı karşılaştığı ve ağladığını fark ettiği bir çocuk o an için Candy’e Anthony’i çağrıştırır. Sonra elbette yanıldığını fak eder. Ayrılmak üzere dönüp gidecekken varlığını fark eden çocuk, az önceki halinden eser kalmamış biçimde ağladığını inkar eder, hatta biraz ukalaca cümleler kurar. George’un gelişi ile çocuk nahoş bir noktaya varacak gibi gözüken sohbeti sonlandırarak uzaklaşır. Candy O’nu tanıyıp tanımadığını sorunca George, Londralı asil bir aileden gelen Bay Grandchaster olarak tanımlar.

Limanda Stear ve Archie tarafında karşılanırlar. Cornwell kardeşler okulda girmeden bir şehir turu yapmayı ummaktadırlar. Ama Candy bay William’ın da orada olduğunu öğrenmiş ve minnettarlığını sunmak üzere önce vasisi ile bir araya gelmeyi istemiştir. Kaldığı otele varıp da odaya çıkınca bir kez daha gemide karşılaştığı soylu çocukla burun buruna gelir. (Mangada bu olay yok) Dolayısıyla geride Yanlızca bay William'dan kendisine hitaben yazılmış bir mektup bulur ve umduğu tanışma gerçeklemez. Kısa bir Londra turu sonrası Candy, çocukların hapis adlettiği St. Paul Akademisi’ne adım atar. Daha ilk gün Elise’nin ve Neil’ın da orada olduğunu fark eder. Elise arsız biçimde O’nu diğer kızların yanında bir yetim ve bir katil olarak niteler. Böylece Candy geçmişteki aynı sıkıntılı sürece kendini hazırlar. Sınıf arkadaşları bile şimdiden arkasından konuşmaya başlamıştır. İlk gece tanıştığı yan oda arkadaşı Pattie de kendisinden uzak durur. Dolayısıyla okul hayatına yalnız bir başlangıç yapacak gibi gözükmektedir. Sonraki gün verilen  kasıtlı yanlış bilgi ile pazar ayinine siyah değil beyaz renk okul kıyafetiyle gidince okul idaresinin memnuniyetsiz bakışlarına hedef olur. Ayinin ortasında elinde sigara ile kiliseye dalan okulun sorunlu öğrencisi ise Candy’e hiç de yabancı olamayan biri, asıl adı Terrence Graham olan Gradchaster soylusudur. Kabak gibi beyaz kıyafetiyle hemencecik göze batan  Candy’e muzip bir bakış atarak geldiği gibi gider. Yeniden biraraya gelmeleri okul arazisindeki bir bölümünü Pony Tepesi'ne benzetmesi ve ders sonrası biraz uzaklaşmak için oraya gitmesi yüzünden olur. Bir taraftan arsızca sigarasını tüttüren Terry gemideki karşılaşmayı hatırlar gözükmez. Ama o geceki gibi yaptığı Çillli Bayan hitabı da boş değildir. Candy çoğu zaman kaba saba tavırlar sergileyen çocuktan ilk başta doğal olarak hoşlanmaz.


Candy’nin Terry ile yolu okul günleri süresince bahçede veya Pony tepesi olarak kabul ettiği yeni mekânında kesişir. Terry fütursuz tavırlarıyla ve her defasında Çilli Surat’a ek Çilli Tarzan gibi isimler takarken aslında bariz biçimde çevresinde bulunmaktan hoşlandığı kıza karşı, tüm o çileden çıkaran davranışlarını sürdürür. Annie’nin okula gelişi, Archie’e duyduğu aşkı itiraf edip Candy’e sevdiğini almaması için yalvarması, Candy-Terry arkadaşlığının Archie kıskandırması sonrası, Archie-Candy konuşmasını yanlış anlayan Annie’nin okuldan kaçması ve kısa süre sonra da Ponny evinden olduğunun ortaya çıkışı gibi bir dizi olay yaşanır. Sonuçta Archie’nin Candy’e duyduğu hisler tek taraflıdır. Aslında Candy farkında olmasa da Stear tarafından da sevilmektedir. Ancak iki kardeş Anthony nedeniyle asla duygularını açığa vurmazlar. Bu arada Eliza’da kancayı Terry’e takar. Tabii bunda bir İngiliz soylusu ve zengin oluşunun katkısı büyüktür. Neil ise edindiği birkaç yalaka tiple birlikte Candy’in uğraşmak adına aptalca oyunlar peşindedir. Terry’nin müdahalesi Candy’nin O’nun hakkındaki kötü çocuk imajını yavaş yavaş silmeye başlar. Candy Pony tepesi adını verdiği mekanda sürekli sigara içerken yakaladığı Terry’e bir mızıka verir ve canı sigara istediğinde en sevdiği müzik aletini çalabileceğini söyler. “En sevdiğin öyle mi? Onu seveceğine beni sevmeni tercih ederdim” diyen Terry sadece dalga geçer gibi gözükse de aslında pek de öyle değildir.
Candy bir gece erkek yurduna Tarzan vari daldan dala uçarak yaptığı ziyaretlerden birinde Archie ve Star’ın  odası yerine yerine yan süitte kalan Terry’nin balkonuna düşer ve annesi olduğu anlaşılan bir fotoğrafı kazara görür. Ardından Terry’ye yakalanır. Terry o güne değin olmadığı kadar öfkeli ve tehditkâr bicimde davranarak gitmesini ister. Candy Cornwell kardeşlerin yanına geldiğinde allak bullak haldedir. Onların fotoğraf koleksiyonunda aynı kadını görünce şaşırır. Ünlü bir oyuncu olan Elenor Baker evli değil bekârdır. (Yani Terry evlilik dışı doğmuş) Her birinde Terry’den izler taşıyan Elenor Baker’ı bakarken bir diğer fotoğrafı çevirince gülümseyen Anthony’i görür ve Star ve Archie’den ister. Odasına döndüğünde prensin boşunu, Rahibe Pony’nin hediyesi haç biçimli kolyeyi ve fotoğrafını yayana koyar. Düşünceleri Anthony’nin acı hatıraları, av partisinin pişmanlığı ile kararmışken dışarda fırtına çıkmıştır. Uzaklardan bir at kişnemesi duyar ve pencereye koşar. Karanlığın içinde ilerleyen beyaz atı görünce kendini kaybederek dışarı fırlar. Merdivenlerden düşüp bayılır. At üstündeki kişi ise annesini dair tatsız hatırlarını ve Candy’e yakalanışının verdiği rahatsızlığı unutmak için dışarı çıkan ve sesleri duyup aynı yöne gelen Terry’dir. Bilinçsiz şekilde yatan Candy’i görünce kucağına alır. Revire yöneldiği sırada O’nun Anthony diyerek sayıkladığını duyar. Yatağa yatırdığında da kız bir kez daha aynı isimi sayıklarken bu kez gözleri de yaşlıdır. Terry ıslaklığı yavaşça siler ve ellerine bakarken kendi kendine “Anthony de kim?” der. Rahibenin tedavisi sonrası odasına yollanan Candy revire Terry tarafından götürüldüğünü öğrenir ve yüzüne dokunan şefkatli elin Athony  ya da bir başkası değil Terry’e ait olduğunu düşünürken kalbi mutlulukla dolar.

Tüm erkek ve kız öğrenciler, mayıs doğumlu kızlardan birinin geçit töreninde çiçek perisi seçildiği, bahar şenliğin niteliğindeki okulun  tek sosyal aktivitesinde bir araya gelecektir. Herkes heyecanlıdır. Candy, Anthony’nin seçtiği zaman dilimi olan  mayıs ayı doğumlular listesinde yer aldığını fark edince eski günleri anımsar. Bay Albert’ı ve William amcayı mektupla davet eder. Bu arada bir gece sokak dövüşünde ciddi biçimde hırpalanan ve aynı zamanda içki kokan Terry kurtarıcısının yanlış hesabı sonucu erkek yurdu yerine kız yurduna bırakılınca kazara Candy’nin odasına gelir. Durumunu rahibelere bildirmenin sıkıntı yaratacağı ortadadır. Candy ilaç bulmak için dışarı çıkmaya karar verir. Dışarda sadece ayyaşların ve tekinsiz tiplerin dolaştığı o saatler birinin kendine seslendiğini duyar ve karşısında uzun süredir haber almadığı Albert’ı görünce şaşkınlık ve sevinç içinde kalır. Sakalından ve bıyığından kurtulan Albert Tom Cuise’un Top Gun filminden fırlayan gözlükleriyle havalı, genç bir delikanlıya dönmüştür. Laf arasında hala yirmilerinde olduğunu vurgular. Bir süre dolaşırlar. Sonra Candy neden çıktığını anımsar. Tekrar görüşmek üzere sözleşerek ayrılırlar. Odaya dönüp de Terry’nin çoktan ayrılıp gittiğini fark edince memnuniyetsizlikle homurdanır.
Sonraki gün Pattie’ni sakladığı evcil kaplumbağa kaynaklı bir olay yüzünden baş rahibeye kibar sayılmayacak sözler sarf edince bahar festivaline katılması yasaklanır ve düşünme odasına gönderilir. Tabii kilit altında tutulacak türde bir kız değildir. Kısa süre sonra oda penceresinin yerinden çıktığını keşfeder ve soluğu dışarda alır. Pattie’nin kaplumbağasını şimdi hayvanat bahçesinde çalışan Bay Albert’a götürmeye karar verir. Albert’ı  Terry ile aynı masada kahve içerken bulunca şaşırır. Meğerse karşılaştıkları gece O, Terry’yi yurda taşıyan kişidir. Albert olayları kahkahalar eşliğinde dinledikten sonra onları St Paul’un iki sorun çıkaranı olarak niteler. Ortamın neşesi Candy’nin ilgisini tümüyle Terry kaydırdığı anlarda devam ederken öğle arası sona eren Albert onları yalnız bırakır. Bir süre sessizlik içinde otururlar. Sonra Terry dışarda dolaşmalarını önerir. Candy bir taraftan O'nu anlaşabileceğini tahmin ettiği birine götüreceğini söyleyen çocuğu izlerken bir taraftanda dışardan bir çift gibi gözüktüklerini düşünür. Yolun sonunda kendini maymun kafesi önünde bulunca Terry’nin muzip oyununu fark eder.  Neşeyle ortalıkta koşuştururlar. Terry en az kendisi kadar belalı ve rahat davranan Candy’nin rahibe ile yaşadıklarını eğlenerek dinler. Candy festivale gidemeyeceği için üzgün gözükür. Lekawood, şeker Candy gülleri ve Anthony’e dair canlanan hatıralarını dile getirince Terry yavaşça Antony’nin kim olduğunu sorar. O'na dair güzellikleri hatırlamak Candy’nin yüzünü aydınlatmıştır. "Gülleri seven ve son derece nazik bir çocuk" yanıtı verince Terry birden bire pek de kibar sayılmayacak biçimde –belirgin bir kıskançlıkla- Anthony ve güllerini küçümseyen cümleler kurar. Candy ondaki anlık değişime anlam veremediği gibi duruma sinirlenir. Tabii Terry’nin tavrı da aynı ölçüde soğuktur. "Gülleri için seni terk mi etti?” cümleleriyle iyiden iyi sınırı aşar. Candy o sözlerin yarattığı şok ve kederle durgunlaşarak ve ağlamaklı olarak attan düşüp ölüğünü söyleyince şaşırır. Önceki gece Candy’nin revirle biten macerasının altında yatan sebebi fark eder. Birbirlerine sinirlenerek ayrılırlar. Geri dönen Albert ise neden kavga ettiklerini sorar. Candy Terry’nin tam bir serseri olduğunu söyler. Öte yandan arkadaşından ödünç aldığı kıyafetle festivale geleceğini söyleyen Albert, olanları öğrenince belirgin bir hayal kırıklığına uğrar.

Bahar festivaline katılmak gibi bir beklentisi yokken yazdığı davete cevaben büyük baba William'dan gelen ve Romeo ve Juliet kıyafetlerini içeren hediye paketi herşeyi değiştirir. Geceye önce Romeo'yu giyerek katılıp dostlarıyla vakit geçirir. Özellikle Elisa ve Luise'in yakışılı nitelemesi sonrası Juliet olarak devam etmeye karar verir. Üzerini değiştirdiğinde bir ağaç tepesinden Terry'nin kendisini izlediğini fark edince utanır ve sinirlenir. Ancak Terry'nin yukardan şahit olduğuna bakılırsa Elisa'da O'nu görmüştür. Birlikte tepeye koşar ve manzarayı izlerler. Bulundukları ortam Terry’ye anne ve babasıyla gittiği pikniği anımsatır. Özlem yüklü sözlerini bunun tek güzel anısı olduğunu vurgulayarak bitirse de -Candy o bir tek anıya bile sahip olmadığını söylerken- ne demek istediğinin bilincindedir. Kız bir gün beraber pikniğe gitmelerini önerirken mutlulukla gülümser.Okuldan yükselen müzik ikisinin de dikkatini dağıtır. Terry O'nu dansa davet ederken bilmediği şeyse kız için müziğin Anthony ile yaptığı ilk dansa ait olduğudur. Bunu dile getirince, adam akıllı bozulur. Hatta kaba biçimde iterek yere düşürdükten sonra ve öfkeyle uzaklaşır. Yine de gecenin sonuna doğru Terry kimliğinini ortaya çıkmasını da kılpayı biçimde engeller. 

Bahar festivalini izleyen günler bir diğer etkinlik gündemdedir. Elroy hala tarafından güleryüzle karşılanmayacağını bildiğinden İskoçya'da yaz okuluna katılmayı tercih eder. (Mangada gidecek yeri olmadığını ve okulda kalacağını söylediğinde Terry İskoçya'daki evine davet eder.) Zaten Stear, Archie, Annie ve Pattie'de eve dönmek niyetinde değildir. Yeni ortam ve yaz havası herkes için iyi bir değişikliktir. Okula nazaran daha rahat davranırlar. Candy kırları keşfe çıktığında uzaktan göl kenarında üzgün biçimde duran Terry'nin annesi Elenor Baker'ı fark eder. Daha sonra Richar Grandchaster mülkü olarak gözüken kaleyi keşfetmesi uzun sürmez. Balkonun altında durup Terry'e seslenir. Ancak okuldakinin tersine Terry anlaşılmadık biçimde O'nu görmezden gelir. Dolayısıyla o süreçte Terry'nin annesiyle karşılaşıp karşılaşmadığına emin olamaz ama bir türlü de soramaz. Ancak daha sonra  annesini evinin kapısında kovduğunu uzaktan görünce çocuğun davranışındaki ters gidenin şeyi anlamış olur. Geri dönerken ormanda Romeo ve Juliet kitabını bulur.

Göl kenarında bir süre Terry'i düşünerek oturur. Geriden çıkıp gelen ve kızın ağzından ismini duyan Terry, aklından geçirdiği yegane kişi oluşunun verdiği memnuniyetini dile getirir. Candy ondaki belirgin iyimser havayı neye yoracağını bilemez. Değişken ruh halini sessizce kabullenir. Görünşe göre her bir satırı çizilmiş ve defalarca okunmuş kitap Terry'e aittir. Tiyatroya dair cümleler kurarken bambaşka biri gibidir. Birlikte dönerlerken kapıda yine annesini gören Terry fazlasıyla kaba biçimde bir kez daha çekip gitmesini söyleyerek adeta kovar. Uzaktan gelenelerin duruma şahit olacağını düşünen Candy eve girmelerini önerir. Anne-oğulun devam eden tartışmasını elinde tepsiyle böldüğünde asla sahip olamayacağı annesini düşündüğü için gözleri yaşlıdır. Terry'e sitem eder ve duyguları konusunda dürüst davranmadığını dile getirerek odayı terk eder. O akşam odasının penceresinden bir bölümü gözüken kaleyi izlerken ikisi için herşeyin yolunda gittiğini umar. Ertesi gün göl kenarında biraraya geldiklerinde Teryy'nin içindeki öfke alevinin söndüğünü, belirgin biçimde rahatladığını ve mutlu olduğunu öğrenir. Delikanlı, tamamen özgürleşmek konusunda sıranın arık kendisinde olduğunu söyleyince önce ne demek istediğine bir anlam veremez. Birlikte yürürlerken en nihayetinde Candy, ağaçların arasında Terry'nin beyaz atını görünce korkudan bembeyaz olup geriler. Niyetini anlamakta gecikmez. Ne kadar direnip yalvarsa de Terry onu adete sürükleyerek ata bindirir. Korku ve gözyaşları arasında durması ya da indirmesi içn dil dökse de bir süre sonra Anthony'e dair hüzünlü hatıraları uzaklaşıp giderken sessizce Terry sarılır. Terry, Anthony'nin ölüğünü ama  onların hayata devam ettiğini vurgularken O da artık geçmişi bir yana bırakıp parıldayan yaz güneşi ve hayat dolu dünyada yoluna devam etmesi gerektiğini farkına varır.

Gölde Pattie ve Annie ile kayık keyfi yapan Stear ve Archie uzakta ağaaçların arasında ilerleyen Candy ve Terry'i fark edince şaşırlar. Bir diğer kayıkta Elise abisi Neil ile gitmektedir. Dengesini kaybedipi düşer. Çocukların hareketsiz kalışı karşısında Terry suya atlayan kişi olur. (Mangada Elisa, Terry'nin yanında Candy'i fark edince kıskançlık ve öfke ile Neil'in boğazına yapışır ve dengesini kaybeder. Terry yüzme bildikleri halde kurtarmaya girişmediği için özellikle Archie'yi hedef alarak aslında beyfendiğe yakışmayan davranışı nedeniyle laf sokunca Archie Elise'nin da en az kendisi kadar iyi yüzdüğünü söyler:) Elisa kendini Terry'e davet ettirmeyi denese de Terry ustaca kızı geçiştirir. Okul alanında Archie ve Terry düelloya tutuşur. Candy erkekler arasındaki geçimsizliğin kendisinden kaynaklandığının farkında değildir. Bir şekilde aradaki buzlar eritmeye karar verir ve çok geçmeden Terry'nin evinin arkasındaki uçak ona aradığı fırsatı sunar. Önce Terry'e uçağın tekrar çalışmasını isteyip istemediğinin sorar. Tabii icat yapma delisi Stear, tam beklediği aracı görmek için adeta yanıp tutuşur. Hangarda biraraya gelirler. Terry kadeşlere pek sokulmaz. Archie ise zaten halinden memnun değildir. Bu arada evde kızlar beyler için yemek hazırlamaya girişmiştir. Tabii Archie ve Star arasında bir kıvılcım çıkması uzun sürmez. Yumruk yumruğa kavgaya tutuşurlar. İtişip kakışma devam ederken Terry önce iterek yere serdiği Archie'yi tepesine hurda düşeceğini fark edince kurtarır. Böylece kavga sona erer. Sonunda motoru çalışan uçağı test amacıyla açık alana götürürken herkes neşe içindedir. Stear havalandırmayı başarsa da elbette aracın havadaki ömrü kısa olur ama böylece yeni dostluklar filizlenir.


Terry Amerikalı bir kadını sevdiği zamanlar içinde taşıdığı uçma tutkusundan ve daha sonra yaşadığı ayrılıkla birlikte soyluluğu nedeniyle bir başka kadınla evlendiğinde her şeyi geride bırakan babasından bahsederken kendi kendine asla onun gibi sevmeyeceğini düşünür. İskoçya’da artık tatilin bitimine sayılı günler kala güzel günler sona ermektedir  Terry son bir hatıra olsun diyerek Candy’i dansa kaldırır. Uyumlu adımlarla ve gülerek dönerlerken çocuk birden bire durunca Candy yine o bilindik ruh değişimi karşısında afallar ve endişe içinde neyi olduğunu sorar. Ancak Terry bir yanıt vermek yerine omuzlarından tutarak kendisine çeker ve dudağını öper. İlk öpücüğünün rızası dışında alınmasına öfkelenen Candy sert bir tokat atıp bencil ve serseri olduğunu haykırınca ergen krizindeki Terry de tokatı aynen iyade ederek ona bağırır. Öfkeyle birbirlerini süzerler.
St. Paul'deki odasında Büyük baba William’dan cevap alamayacağını bildiği bir diğer teşekkür mektubunu kaleme alırken tatilde yaşadığı tüm güzel şeyleri, Terry’i ve ilk öpücüğünü anımsayarak kızarır ve içten içe homurdanır. St. Paul, İskoçya’dan sonra daha da kasvetli bir hal almış gibidir. Onlar yokken Bay Albert’ın Afrika’ya gittiğini öğrenir. Terry'e de selamı vardır. Dolayısıyla mektubun sadece kendisine yazılmadığını düşünerek bahçede onu aramaya koyulur ve bir araya geldiklerinde yaptığı için henüz affetmedilmediğini dile getirip somurtsa da  zarfı okuması için uzatır. Terry her zamanki gibi alaycı ve şakacıdır. Candy O'nun satırlar arasında kayboluşunu izlerken yüzündeki mutluluğa kayıtsız kalamaz. Uzaktan uzağa ikisini gözetleyen Elisa ise bir kez daha Candy’e karşı kaybetmek niyetinde değildir. Atı Teodora ile gezintiye çıkan Terry’nin yolunu keser ve Candy hakkında atıp tutar. Ancak kızın karakterini zaten bilen Terry onu iplemez ve gidip aynaya bakmasını şu anda tam bir ispiyoncu gibi gözüktüğünü söyler. Terry tarafından da aşağılanan Elisa için artık gerçekleştireceği intikam planı sadece Candy’i kapsamayacaktır. 
Terry ve Candy birbirlerinden habersiz şekilde gece yarısı ahırda bir araya geldiklerinde her biri diğerine  neden bu saatte çağırdığını sorar. Ortada bir gariplik vardır. Duruma anlam veremezler. Ancak tam da o anda ayak sesleri duyulur ve baş rahibe yanında birkaç öğretmen ve Elisa olduğu halde kapıda belirir. Ahırda gece yarısı buluşan iki öğrenci görünümdedirler. Ne kadar kendini aklamak için dil dökmeyi deneseler de karşısındakiler ruhsuz duvarlar gibi kayıtsız davranırlar. Terry sadece oda hapsine maruz bırakılırken Candy ise okuldan kovulur. Düştüğü durumun vasisi büyükbaba William’a ulaştığında yaratacağı hayal kırıklığını düşünüce Candy çaresizlik içinde gözyaşlarına boğulur. Odasında olanları anlamlandırmaya çalışan Terry ise kapısında biten Archie’den okkalı bir yumruk yer ve Candy’nin kovulduğunu öğrenir. O gece yarısı ahıra gelmesini istemediğini aksine O'na Candy’nin yazıp çağırdığını anlatır. Sonra notu kardeşlere gösterir. Stear yazının her ne kadar değiştirilmeye çalışılmış gibi gözükse de Elisa’ya ait olduğunu söyler. Durum karşısında ne yapmaları gerektiğini kara kara düşünürler. Terry İlk kez düzgün biçimde giyinip okul koridoruna atım attığında dedikodular almış yürümüştür. Babası okulun mali destek sağlayan en önemli ailesidr. Bunu bildiği için Rahibe Grey’e eşit davranmayan tavrı için çıkışır. Elbette söz konusu durum bir kız için daha ağır sonuçlar doğurur şeklinde bir yanıt alır. Tüm gururunu bırakıp babasından yardım ister. Ancak bu çabası da sonuçsuz kalır. O anda da ailesiyle bağlarını koparma kararı alır. Böylece geri döndüğünde yapacak tek şeyi kalmıştır. Bir kez daha Müdirenin odasına giderken yoluna çıkan Elisa’nın yüzüne tükürür. Okuldan illa biri atılacaksa ve bir bedel ödenmesi gerekecekse buna gönüllü olduğunu belirterek kalan son kozunu oynar. Steat ve Archie ile tam bir beyefendi gibi tokalaşır. Okul arazisinde son kez gezinir ve hatıralarını geride bırakarak okulu terk eder. 

Cezası sona eren Candy duruma bir anlam veremez. Şimdi karanlık içindeki kalan Terry’nin odasına gece uçuşu yapar ve adına yazılmış bir not mektup bulur. Veda cümlelerini seçtiğinde yapabildiği tek şey limana ulaşamak için bir araba ile yola koyulmaktır. Ancak ne kadar denese de zamanında yetişemez. Geriden çaresizce gözyaşı döker. Yazdığı mektup nedeniyle oda hapsine alınsa da Elisa hala yaptıklarını inkar etmeyi sürdürür. Candy artık kaderini çizmek için başkalarının bekletilerindn ziyade kendi yaptığı seçimler doğrultusunda karar vermesi gerektiğini düşünür. Tıpkı Terry gibi bir gece sessiz sedasız okulu terk eder. Dönüş yolunda ufak çaplı birkaç macera anlatır ve nihayetinde doğduğu kente ulaşır. Kar örtüsünün kapladığı  tepeye yaklaşırken Yetimlerden biri olan Jimmy ile karşılaşır ve rahibeleri şu anda bir yabancının ziyaret ettiğini öğrenir. Kimliği konuşan kafa yorsa da aklna bir olasılık gelmez ve çocuğa adını sorar. Terry yanıtı ile şaşkına döner önce. Sonra tüm hızıyla eve koşar. Rahibelerin şaşın bakışları arasında kapıdan girdiğinde söylediği ilk cümle "Terry nerdesin?" Olur. Ancak kahve fincanı bile henüz soğumayan genç adam kısa bir süre önce ayrılıp gitmiştir. Candy ümitle arkasından koşar ama geride sadece ayak izi kalmıştır. Eve döndüğünde şöminenin önünde sessizce rahibelerin anlattıklarını dinlerken gözyaşlarını ustalıkları gizler ve ikram edilen sıcak çikolatayı tutumlar.
Hemşirelik Eğitimi Süreci:

3. sezon olarak kabul edebileceğimiz, aynı zamanda Candy'nin en lüzümsuz bölümlerle doldurulduğu  kısımdır. Terry ile yolları ayrılan Candy, çocukların bakımıyla ilgilenirken "kendi yolunu çizme" kararı uyarunca hemşire olmaya karar verir. Okuldaki eğitim sürecinde kısa süre sonra hastaların sevgisi olur ama aynı odayı paylaştığı Flanny isimli geçimsiz ve suratsız bir kızla yıldızı bir türlü barışmaz Derken dünyada savaş çanları çalmaya başlar. Bu süreçte Stear, Archie ve Annie'de Amerika'ya döner. Candy tesadüfen denk geldiği bir gazete haberinde Standford tiyatrosunda yıldızı parlayan bir oyuncu olarak anlatılan Terry'i görür ve O'nun adına büyük bir mutluluk duyar. Birkaç gün sonra ise beklenen savaşın patlak verdiği duyrulur. Çalıştığı yerden seçilen birkaç kişi ile Chicago hastanesine gönderilir. Stear, Archie ve Annie, Candy'yi hastanede ziyaret ederler. Öte yandan Candy, Audrey'lerin evlatlık kızı olduğunu öğrenen ekip arkadaşları ve Flanny tarafından kısa süre sonra iyice dışlanır. Hastanede kalan ve pekçok villası olduğu anlatılan bir hasta Candy'nin dikkatini ona vermesine neden olur. Vardığı yegane sonuç William amcayı bulduğudur. Ancak kısa süre sonra anladığını anlar. Bay Mcgregor gerçekten de fazlasıyla geçimsiz ve memnun edilmesi zor bir kişiliktir. Candy uzun uğraşlar sonrası adamn Mina isimli köpeğini görmek için yanıp tıtuştuğunu fark eder ve köpeği gizlice hastaneye sokup dileğini yerine getirerek yaşlı adamı uzun zaman sonra gülümsetmeyi başarır. Adam ömrünü gülümseyerek tamamlar. Candy kaybettiği ilk hastası için gözyaşı dökerken gösterdiği duygusallık nedeniyle Franny tarafından sert biçimde eleştirilir. 

Hemşirelik okulunun müdiresi bayan Marie Jane kendini toplaması için kısa bir süre izin verir. Pony Evine döndüğü gün şimdi Stewenson çiftliğinde kalan eski arkadaşı Tom uğrar. Başlangıçta neden telaşlı davrandığını anlamazlar. Postacının getireceği mektubu engelleme derdindedir. En nihayetinde olası bir davetten bahseder ve babası tarafından evlenmesi konusunda her fırsatta laf yediğini itiraf eder. Bay Stewenson'un Candy'i dinleyecğine yüzde yüz emin gözüken Tom onunla gelmesini rica eder. Rahibelerin de onayıyla çiftliğe vardıklarında Candy söz konusu gelin adayının on yaşlarında bir kız olduğunu öğrenir. Aslında bay Stwenson hastalık çekmektedir ve bir an önce oğlunun mürüvvetini görmek arzusundadır. Candy durumun ortaya çıkmasından sonra birlikte hastaneye gitmelerini önerir. Böylece evlilik konusu da kapanmış olur. 

Aynı şehirde bulunmanın rahatlığıyla Candy, Stear, Archie ve Annie ile sıkça biraraya gelme fırsatı bulur. Audrey'lerin buradaki malikanesi sarayı aratmayacak ölçüdedir. Ancak büyük hala Elroy varlığından hoşlanmadığını her fırsatta belli etmektedir. Bunun üzerine artık bir Audrey olmaktan vazgeçtiğini, yasal olarak her türlü haklarından feragat ettiğini belirtse de yaptığı şeyle bile kadını memnun edemez. Elbette aynı mekanda lüzumsuz iki ot yani Neil ve Elisa kardeşlerle de karşılaşması kaçınılmazdır. Kasıla kasıla dolaşan ve her fırsatta hakaret eden Elisa'dan, Terry'nin Hamlet'in sergileneceği tur kapsamında Chikago'ya geleceğini öğrenir. Elbette biletler zengin kesim için satışa sunulmuştur ve Candy'nin orada yeri yoktur. Onların bariz etkisi ile sadece Candy değil Annie de benzer muameleye maruz kalır. Cornwell kardeşlerin her zamanki gibi büyük halaya sözü geçmez. Herşeyde rağmen kızlar geceyi çocukların küçükken oyun oynadıkları ağaç evde eğlenceli biçimde geçirirler. Ertesi gün Stear ve Archie Candy'ye Audrey ailesinin sözkonusu biletlerden hatırı sayılır miktarda edindiğini müjdeler. Böylece keyifleri yerine gelir ve birlikte yüzmeye giderler. Hastaneye döndüğünde gösteri günü gece nöbeti olduğunu öğrenir ve ekip arkadaşlarından yer değişimi ricasında bulunur. Ancak daha önce aile geçmişini sakladığını düşünen kızlar Candy'e sırt çevirir. Üstüne Elisa'da hemşirelerin birine o gün Candy'nin çıkışını engellemesi için para vermiştir. Neyseki bu kız insaflı çıkar. 

Candy gösteriye dakikalar kala locaya gelir ama kısa süre önce Audrey soyadını terk ettiğini hatırlatan Elroy tarafından, mekanda diğerleriyle oturması kesin biçimde men edilir. Elisa uğursuz ağzını açmakta gecikmez ve Terry'nin rol arkadaşı Suzanna Marlove ile birlikte olduğunu söyler. Candy bir an için duydukları karşısında afallasa da çabucak toparlanır. Ancak Elroy halaya rica etmesi de durumu değiştirmez. Mecburen ayrılır. Sahne gerisinde dolaşırken girdiği bir bölümde net biçimde Terry'i izleme imkanı bulur. Gösteri sonrası oyuncular binadan ayrılırken kalabalığın arasından Terry' ulaşmaya, seslenerek sesini duyurmaya çalışsa da başaramaz. Üstü başı kirlenir. Dışarda üzgün biçimde oturur. Terry, oyuncular için düzenlenen kokteylde önce pişkin pişkin selam veren Elisa'yı sonrasında da Archie ve diğerlerini görür. Annie Candy'nin O'nu görmeyi çok istediğini söyleyince Terry kalabalığın içinde duyduğu ses konusunda yanılmadığını anlar. Archie'nin stemkar sözlerine karşılık Annie'den Candy'nin şu anda Chikago'da bulunduğunu ve hastanesinde hemşirelik eğitim aldığını öğrenir. O andan itibaren salonda durmaz. Arkasından seslenen Suzanna, Elisa'nın öfkeli biçimde sarf ettiği "yine Candy" sözlerini duyan bir diğer kişidir. Hastaneye ulaştığında Gece nöbetini ektiği için türlü sözler söyleyen Franny öncülüğündeki aksi hemşire güruhuna takılır ve henüz gelmediğini öğrenir. Ancak onu görmeden gitmek niyetine değildir. Kapıda oturur. Candy ise bu kadar yaklaşmışken pes etmez ve kaldığı otelde gider. Merdivenlerden süzülerek inen Suzanna ise kendini tanıtan Candy'nin potansiyel rakibi olduğunu anlamış olsa gerek ki otelde bulunmadığını bilmesine rağmen Terry'nin şu anda dinlendiğini ve rahatsız edilmemesi gerektiğini söyler. Mesajı varsa iletebileceğini ekler. Candy isim vs belirtmeksizin oyun için tebriklerini iletir ve gider. Hastane kapısında sabahlayan Terry' de sonunda ayrılır. Hastaneye dönen Candy'e hemşireler ziyaretçisinden bahsetmez ama bina bekçisi genç bir adamın mesaj bıraktığını haber verdiğinde Terry'nin "sonraki gün bir diğer gösteri için yola çıkmadan önce görüşebilmeyi umarım" satırlarını büyük bir mutlulukla okur. Ancak çok az zamanı vardır. Uzun süre garda gidip gelenleri izleyen Terry, tren istasyondan hareket ettiğinde bile kompartıman giriş kapısında bekleyişini sürdürür. Sonra beyaz üniformasıyla uzaklardan kırları geride bırakıp trene doğru koşan Candy'i fark eder ve kıyafetin ne kadar yakıştığını düşünür. Bu süreçte ne yazık ki birbirlerini sadece kısa bir an için görmeyi başarırlar.

Candy St. Johanna hastanesine henüz dönmüştür ki son baskı olarak satılan ilanlarda avusturtya'nın Sırbistan'a resmen savaş açtığı duyurulur. Avrupa'ya gönderilmeye Franny gönüllü olur. Böylece Candy ve sevimsiz oda arkadaşının yolları ayrılır. Haftalar sonra artık nerede çalıştığını da bilen Terry'den ilk mektup gelir. Şimdi tur kapsamında Missisipi'ye vardığını yazan ve kendisini şimdi de "çilli melek" olarak niteleyen genç adamın satırlarını mutlulukla okur. Hangi sebeple bilinmez ama Franny'nin ailesini ziyaret etmek için hafta sonu iznini kullanır. Yol kenarında uygun bir vasıta beklerken Stear çıkagelir. İstediği yere götürmeye gönüllüdür. Tabi aracın yolda su koyvermesi kaçınılmazdır. Franny'nin her biri birbirinden tuhaf ve umutsuz vaka örneği gözüken ailesiyle tanışır. Stear dönüşte O'nu hastaneye kadar bırakır. Binaya henüz adım atmıştır ki İtalya'dan gönderilen ve kaçak bir casus olduğu yönünde çalışanların konuştukları bir hasta sedye üzerinde içeri getirilir. Candy bakışları bir süre başı sarılı sarışın adama takılır ve o yüzü tam olarak Bay Albert'la eşleştirdiğinde endişe ve şaşkınlık içinde kalır. Yabancının üzerine zıplayan kokarca Poppie'yi farkettiğinde ise artık en ufak bir şüphesi kalmamıştır. Baygın ve hafızasını kaybettiği söylenen o hasta Bay Albert'dan başkası değildir. Kimliğindeki muammaya paralel tehlikeli kabul edilen hastaların konulduğu 0 Nolu odaya yerleştirilir. Hastane yöneticisine onu tanıdığını ve iyi biri olduğunu söylese de ismi dışında birşey bilmediğinden normal bir hasta gibi muamele gösterilmesi yönündeki  talebi reddedilir. 

Bu süreçte kendine gelen Albert'sa gerçekten hafızasını kaybetmiştir. İki yabancıdan farksız olmaları Candy'i derinden üzer ama hislerini belli etmeksizin ilk kez karşılaşıyorlarmış gibi davranır. Durumunun belirsizliği Albert'ı da belirgin biçimde sessiz ve içine kapanık hale getirmiştir. Dahası resmen hemşire olmadan onun halindeki bir hasta ile ilgilenmesi de yasaktır. Dolayısıyla ülkenin bir diğer ucunda şimdi Romeo rolü seçmeleri için hazırlanan Terry gibi derslere asılmaya karar verir.  Sınavı sonrası adını kazananlar listesinde gördüğünde rahat bir soluk alır ve hemşirelik diplomasını kaptığı gibi sevincini hasta yatağındaki Albert ve Poppe ile paylaşır. O gün için  arkadaşlarının hazırladığı kutlamaya katılmak üzere iş yerinden ayrılır. İcat delisi Stear'ın binbir ısrarı ile hazırladığı uçağa bindiğinde ve deneme uçuşu aşamasında olduklarını öğrendiğinde araç çoktan havalanmıştır ve elbette motorunun teklemesi uzun sürmez. Neyseki şeker biçimli komik bir paraşüt eşliğinde sağsalim bir biçimde ayakları zemine değmeyi başarır. Neşe içinde gülerler. Pozitif bir ruh haliyle iş yerine döner. Ancak Albery'ın boş yatağını gördüğünde ve artık tedavi süreci tamamladığı için hastaneden gönderildiğini öğrendiğinde tüm sevinci uçup gider. Albert da Candy için de sorun yarattığını düşünerek ayrılmayı seçmiştir. Candy, yalnız bıraktığı için bin pişman Stear ve Archie eşliğinde O'nu aramaya koyulur. Tam ümidini kestiği anda her ne kadar hatırlamasa da geçmişteki yaşamının etkisiyle doğa ile iç içe olmayı isteyebileceğini düşünür ve şehrin ormanlık alanına gider. Öte yandan onca mekan varken kendisini bulabildiği için hayli şaşıran Albert aklında Candy'nin kendisi için hastalandığı günler tanıtığı birinden fazlası olup olmadığı koca bir soru işareti olarak belirir. Candy, sesine tepki veren Poppe sayesinde bir agacın gerisinde duran Albert'ı fark etmelte gecikmez ve gözyaşları içinde genç adama sarılır. Önce kendisine güvenmeyip ayrılmayı seçtiği için sitem eder, sonrasında da nasıl tanıştıklarından ve sonrasında gelişen dostluklarından bahseder. Aramaları sonuçsuz kallınca pes eden kadeşlerin yanına dönerler. Stear'ın önerisi ile Abert geceyi çocukların karavanında geçirir.

Brodway çalışmaları Terry için umduğu gibi sonuçlanır ve Romeo rolunu aldığında St. Paul hatıraları eşiliğinde oyun için Candy'i davet etmeyi ve sadece gidiş yönünde bir bilet göndermeyi planlar.
Devam edecek... 


Trt Dönemi Seslendirme Kadrosu:
Eskiden TRT'de dublaj bitiminde seslendirme sanatçıları'nın isimleri verilirdi. Böylece onların en azından isinlerini bilirdik. Karakterlere hayat veren ve onları sevmemizi sağlayan ya da bazen nefret etmemize neden olan isimlerdir. Hatta ben de çocukluk dönemimde seslendirme sanatçısı olmayı çok istemiştim. Olamadım tabii o ayrı:(

Candy White: Yeşim KOPAN (Yine bir seslendirme sanatçısı olan Yekta Kopan'ın kardeşi) 
Anthony Brown: Sungun BABACAN (Seslendirme işinin duayenlerinden.)
Annie: Berna BASER
Archie Cornwell: Cem KIRCAK
Stear Cornwell: Cüneyt CAKOVA
Terry (Terrence / Terruce) Graham Grandchaster: Salih UZUNER
Bay Brighton ve Dük Grandchester: Nusret ÇETINEL
Bayan Brighton: Yasemin ŞİŞLİ (Daha sonra Kanal D versiyonu Lady Oscar'ı da seslendirdi)
Elisa Leagon: Banu ZORLUTUNA, Berna BASER
Neil Leagon: Toprak SERGEN
Rahibe Maria (Lane): Tomris ÇETİNEL
Yönetmen: Selma YEŞİLBAĞ.   
Not: Alıntıdır.

Ek Bilgi: Terry'nin sesi Tomiyama Kei, 1995'te kanser nedeniyle hayatını kaybetmiş. Kendisi çok sevdiğim bir diğer anime serisi olan Legend of the Galactic Heroes' da Yang Wenli karakterini de seslendiriyordu.