26 Ocak 2015 Pazartesi

Bir Efsane: Samurai X (Rurouni Kenshin)

Hatırlatma: Ayrıntı içerir. İzlemeyi düşünenlerin okuması önerilmez.

Nobuhiro Watsuki'nin gerçek hayattan tarihsel bir kişilik ve Bakamatsu dönemi suikastçisi olan Kawakami Gensai'den esinlenerek çizdiği manga Rurouni Kenshin'in televizyon serisine uyarlandığı 1996'dan bu yana neredeyse yirmi yıl geçmiş. Aradan geçen zamana karşın mangası halen ilgi ile okunuyor, anime serisi ile oav'ları kült yapımlar arasında kabul görüyor ve şimdilerde ise live action sinemaları merakla takip ediliyor.

Benim Rurouni Kenshin'e dair anime türünde favorilerim, arka planında Taku Iwasaki'nin mükemmel müzikleri eşliğinde görsel bir ziyafet sunan ve gezgin samurayın gençlik yıllarına odaklanan Oav 1: Samurai X: Trust & Betrayal /Rurouni Kenshin: Tsuioku Hen /1999) ile Kaoru ve beraberindekilerle yaşadığı maceralara ve sonrasında geçen onbeş yıla hatıralar şeklinde göz attığımız Oav 2: Samurai X: Reflection / Rurouni Kenshin: Seisō hen'dir. Bir çizgi film size "sizi ağlatabilecek kadar yoğun duygular yaşatabilir mi?" diye sorarsanız işte bu iki Oav bana tam da bunu hissetiren yapımlar diyebilirim. Kanımca tekrar ve tekrar izlense de aynı zevki alacağınız nadir animelerden.

     Rurouni Kenshin: Legend of the Kyoto (1996/ TV Serie)

Mangasını okuyan ve gerek anime gerekse live action olsun her tür Kenshin uyarlamasını izleyen bir izleyici olarak 1996 yılında yayınlanmaya başlanan 95 bölümlük Tv serisinin bunlar arasında en vasat yapım olduğu düşüncesindeyim. Özellikle ilk sezonu baskın olmak üzere çizimler özentisiz ve sevimsiz gelmişti. (Yandaki resim Tv serisi için hazırlanmış ama animenin kendisi bu tarz çizgilere sahip değil ne yazık ki.) Tabii shonen bir manga uyarlaması olduğu için kadınsı ve naif çizimler görmeyi beklemekte çok doğru değil. (Manga tarzına bakınca aslında bu eleştirim biraz yersiz kaçıyor galiba) 66. bölüm sonrası çizgiler büyük ölçüde güzelleşse de bu kez de ne yazık ki konu çok kötüydü. Hatta mangada o konu yoktu bile. Keşke bu kaliteyi ilk bölümlerden itibaren uygulasalardı. Hatta bölümler arası kalite iniş çıkışı bazen fazlasıyla belirginleşip insanın göz zevkini sorgulatacak ölçüde değişiyordu. Shisio sonrasi bölümlerle ticari kazanç için adeta sündürülen bir yapıma dönüştürülmesi bu anlamda bir kayıp. Manga dışı "Happy Kaoru! Kenshin's Proposal! Kaoru Ecstatic!" adı ile yayınlanan ve sevdiğim tek bölüm, Kaoru ve Kenshin arasında yaşanan buluntu bir nişan yüzüğü ile ilgili yanlış anlaşılmanın anlatıldığı 66. bölümdür ki her dakikası kesinlikle çok eğlenceliydi.

Burada mangaya dair bir pencere açmadan edemeyeceğim. 20 ve 28'inci ciltler arasının tamamen Jinchuu yani Yukishiro Enishi'nin intikamına odaklandığı hakkında bir fikrim yoktu ve hikayeye dalmış giderken bir noktada Watsuki-san beni öyle bir köşe edip şoka uğrattı ki gözü yaşlı halde bunca zaman sonra -bazen karşılaştığım üzere sonu biribirini tutmayan- bir anime serisi izlemişim sandım. (Neyseki Watsuki-san da kederimi sona erdirdi:) Sonuç olarak Rurouni Kenshin mangası Shonen bir mangadan beklenmeyecek ölçüde duygusaldı bence. Shojo niyetine de zevkle okunabilir.


Seri ile ilgili söylenebilecek bir diğer rahatsız edici nokta background muzikleri hariç açılış ve kapanış temalarının bu popülerlikte bir anime için genel anlamda bir facia olduğu. (Tarihsel bir dönemi anlattığına göre daha makul enstrumanlarla çalınan sakin müzikler secilebilirdi.) Hele o kulak tırmalayan ilk açılış müziği kimin tercihiydi bilemiyorum ama seçilebilecek en berbat şarkıydı herhalde. Bu yüzden serinin yirmi yılın ardından yeniden televizyona uyarlanacağını duyduğumda fazlasıyla sevindim. Umarım bu remade abartı çizgilerle bezeli, CGI içeren, rengarenk bir festival havasında değil de Oav'larının tarzı çizimlerle ve sephia tonda ağır bir renkle yapılır.

Samurai X Ova 1: Tsuioku Hen

Shinta (Sonrasında Kenshin)
Yönetmenliğini  Kazuhiro Furuhashi yaptığı ve Taku Iwasaki tarafından bestelenen mükemmel müzikler eşiğinde izleyiciye epik bir seyir sunan 1999 yapımı 4 bölümlük ilk Oav'da hikâye samuraylığın artık yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladığı ve Japonya’nın modernizayona gidişini simgeleyen Meiji Restorasyonu öncesi dönemde geçer. Ailesini çok erken yaşta kolera salgınında kaybeden küçük Shinta köle tacirlerine satılmıştır. Beraberindeki kalabalık bir köylü grubu ile seyahat ederken bir çetenin saldırısına maruz kalırlar ve kendi dışındaki herkes acımasız biçimde katledilir. Minik kolları ile bulduğu kılıcı kendisini ve beraberindeki üç genç kadını savunmak için kaldırdığında sadece elleri değil ruhu da biraz sonra öleceği gerçeği karşısında korkuyla titremektedir. Tam o anda gecenin içinden Seijiro Hiko isimli bir kılıc ustası belirir ve tüm saldırganları sadece birkaç kılıç hamlesi ile kısa süre içinde bertaraf eder. Çocuğa ne olacağını düşünmeksizin yoluna devam etmeyi seçse de merakı onu geri dönmeye iter ve gördüğü manzara karşısında şaşkına döner. Çocuk, katledilmeden önce kendisi için merhamet dilenen üç genç kadın dahil herkesin ağır bedenlerini sürüklemiş ve elleriyle toprağı kazıp gömmüştür. Dövüş ustası O'nun sadece bedeni değil akli iradesine de hayran kalmış olacak ki yanına almaya ve "Hiten Mitsurigi Ryu (Flying Heaven Honorable Sword Style) " adı verilen kılıç tekniğini öğretmeye karar verir. Bundan sonra adın Kenshin olacak diyerek ismini değiştirir. (Ken: Kılıç Shin: Kalp)

Himura Kenshin (Yaş: 15)
Henüz 14 yaşında iken ve eğitimi halen devam ederken ustası ile yaşadığı görüş ayrılığı Kenshin'i kendi yoluna gitmeye sevk eder. Aslında bunun için çok genç ve deneyimsizdir ama kısa zamanda kılıç kullanma konusundaki gözalıcı yeteneği ile iç savaş yaşayan Japonya'daki emperyalistlere karşı devrimci saflarında bir suikastçi olur. Kaos halindeki ülkede acı çeken insanlara yardım etmek için savaşmaktadır. Aslında o süreçte seçtiği yol ve uğrunda döktüğü kanın, idealler için gerekli olduğuna inanmakta dolayısıyla aldığı canları ve onların geride bıraktığı gözü yaşlı insanların acılarını düşünmemektedir. Tek bir kılıç hareketi ile o kadar çok sayıda insan öldürüp adeta herkesin korkulu rüyası haline gelecek ölçüde efsaneleşir ki, Hitokiri Battousai (Usta Katil / Usta İnsan Avcısı) olarak anılmaya başlar. En nihayetinde kılıcını satabileceği kayda değer bir toprak lordu bulmak üzere arayışını sürdürür. Choshu klanının lideri Kogoro Katsura daha ilk gördüğü an O'nun hızından ve çevikliğinden fazlasıyla etkilenir ve hizmetine almakta gecikmez. Ancak gün be gün genç suikastçisinin kişiğindeki değişimi, insanlıktan uzaklaşarak ruhsuz bir katile dönüşmesini, endişeyle izler

Himura Kenshin (Yaş: 15)
Yine insan avına çıktığı bir gece Kenshin, verilen emir doğrultusunda Akira Kiyasato isimli genç bir Shinsengumi'nin yaşamını alır. Ancak adam her defasında aldığı ölümcül yaralara rağmen düştüğü yerden kalkmayı başarıp hayatta kalmak için öylesine bir direnç gösterir ki kılıcı ile sol yanağında derin bir kesik bırakır. Günler biribirini kovalarken kesik aralıklarla kanamayı sürdürür. Suikastlarde gözcülük yapan Izuka'ya göre "eğer katana yarası nefretle dağlanarak açılmışsa intikamı alınmadığı sürece akmaya devam edecektir. Nefret ne zaman sona ererse kan da o zaman duracaktır." Kenshin bu söyleme pek de aldırış eder gözükmese de arada sırada öldürdüğü adamı düşünmekten de kendini alamaz. Yağmurun adeta şehri kandan arındırmak istercesine yağdığı bir gece varlığını keşfedip kendisini izleyen bir başka suikastçinin saldırısına uğrar. Savurduğu kılıç usta bir hareketle rakibinin gögsünü yarıp geçer ve ileri doğru oluk halinde kan sıçratır. Kendisi de kana bulanmış halde olduğu yerden doğrulurken erik çiçeği kokusu alır ve sahneyi izleyen üçüncü bür gözünün varlığını fark ederek bir an donup kalır.

Şemsiyesi ve kimonosu az önceki kan şelalesine bulanmış görünen genç bir kız doğruca O'na bakmaktadır. "Sen gerçekten de bu kan yağmurunu yağdıransın." dediğinde sıkı sıkı kavradığı kılıcı parmaklarından kayıp düşer. Aklına gelen ilk şey "görgü şahidini ortadan kaldırmalı mıyım?" sorusudur. Bu arada kız da gördüklerinin etkisiyle olsa gerek birkaç adım atabilmiştir ki kendinden geçerek Kenshin'in kollarına yığılır. Kılıcını yere saplayıp son anda tutabildiği yabancıyı doğruca kaldığı otele götürdüğünde işletmeci kadın geceyi geçirmek üzere bir kız getirdiğini zanneder. Dolayısıyla ekstra oda talebine "onu odana götürsene" yanıtını alan Kenshin fazla sorgulamaz. Zaten yatarak uyumayan biri olarak bu kendisi için sorun değildir. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanınca doğrudan kıza bakınır ancak ortalıkta değildir. Merdivenlere yöneldiğinde yemek tepsilerini taşıdığını görür. Kendini Yukishiro Tomoe olarak tanıtan kız bayılmasına neden oarak önceki gece çok fazla içtiğini belirtir. (ki bu durum Kenshin'i hayli şaşırtır. Gecenin bir yarısı yanlız başına bir kadının içmeye gitmesi dönemin anlayışına tamamen terstir çünkü.) Sorun yarattığı için özür diler. Bunun dışında ne kendinden  ne de o gece şahit olduklarından bahsetmeye  gönüllü değil gibidir. Bir çalışanmışcasına ev sahibesine yardım eder. Aniden çevrelerine giren kız hakkında bir casus olabileceğine ihtimaline karşlık Lord Katsura Kogoro'nun Izuka'ya yaptırdığı araştırma sonuç vermez.

Tomoe (Yaş: 17)
Bir sabah oldukça erken kalkan Tomoe uyur haldeki Kenshin'in yanına gider ve O'nu bir süre izler. Yüzüne doğru yaklaşırken henüz sadece bir çocuk olduğunu mırıldanır. (Kenshin 15 yaşında) Tam bu anda tehdit algısı ile uyanan Kenshin hızlı bir refleksle yakalayıp kılıcını boğazına dayadığı kızı  sertçe yere iter. Uyumak için dayandığı kitaplar etrafa saçılır. Farkeder ki Tomoe üzerine birşey örtmek için yaklaşmıştır. Gösterdiği nezaketsizlikten rahatsız olur ve teşekkür eder. İkilinin birlikteymiş gibi algılandığı ortamda Lord Katsura ise Tomoe'nin Kenshin'in ruhunu sakinleştirebileceği ve kan dökme eğiilimindeki kılıcının kını olabileceği düşüncesindedir. Hatta bunu yapmasını Tomoe'den rica eder. Sakin geçen bir akşam Tomoe içmeyi arzu ettiğini ancak geç saate yanlız başına gitmek istemediğini söyleyerek delikanlıyı şaşırtır. (Kadınların bar gibi ortamlara girip çıkması ve içmesi ayıp sayılmaktadır sanırım o dönemde.) Bir çeşit randevulaşma gibidir. Kenshin isteğini geri cevirmez ve bir barda karşılıklı oturarak sake (Japonya'ya has alkollü içki) yudumlarlar. Kenshin uzun süreden beri ilk kez tadını beğenerek ve zevk alarak içtiğini dile getirir. (Hocasının felsefesine göre eğer sake kişiye tatsız geliyorsa ruhunda yanlış giden birşeyler var demektir çünkü.) Derken dışarda bir karmaşa patlak veirir. İmparatorluk yanlıları kasabayı kuşatmıştır. Kenshin Tomoe'yi de alarak meyhaneden çıkar. Arka sokaklara sapsalar da emperyalistlerle burun buruna gelmekten kaçamazlar. Kenshin bir kez daha kılıcına davranır ve varlıklarını deşifre edebilecek canlı tanık bırakmamak adına önüne çıkan her emperyalisti ortadan kaldırır. Tomoe O'nun sadece birkaç dakika içinde aldığı 4-5 hayatı izlerken oldukça sakindir. Hajime Saito önderliğindeki grup henüz olay yerine varmıştır ki ikinci kez harekete geçecekken bu defa Tomoe elini tutarak kılıcını kullanmamasını ister. Birlikte hızla uzaklaşırlar. Saito göz ucu ile onların gidişini farkeder ve geriden yayılan erik çiçeği parfümünün kokusu alır. Kaçmayı sürdürürlerken bir köşe başında kılıcını hizmetine sunduğu Lord Katsura ile karşılaşırlar. Lord onlar için dağ evini  hazırlattığını, ortalık durulana kadar bir süre gözden uzak karı-koca gibi görünerek yaşamalarını emreder. Gerek Kenshin gerekse Tomoe kendilerinden istenen şeyi bir an tereddüt ederek karşılsa da bu aşamada fazla zamanları yoktur. Yola koyulurlar.

Köydeki yaşantıları dingin ve huzurlu şekilde devam eder. İlaç vs satarak geçimlerini sağlayan genç evli bir çift görünümündedirler. Kenshin bile eski hayatını unutmuş ve bu yeni yaşama adapte olmuş gibidir. Tarla ekmek gibi hayat kurmaya, yerleşmeye dair Tomoe'yi de kapsayan planlar yapar. Onu sesizlikle içinde izleyen Tomoe de halinden memnundur. Lordun hizmetindeki İzuka ara sıra uğramakta ve Kyoto yangını sonrasında yaşanan gelişmeleri rapor etmektedir. Tomoe O'nun kendilerine dair lakayıt cümlelerine yorum yapmaz ama bariz şekilde adamın varlığından hoşlanmaz. Derken günün birinde bir başka  misafir, Tomoe'nin küçük erkek kardeişi Enishi çıkagelir. Kenshine'i açık bir nefret ve öldürme arzusu ile süzer. Kenshin'se bunu farketmez ve rahat konuşabilmeleri için ikisini yalnız bırakır. Enishi, ablasına neden eve dönmeyip o adamla kaldığını sorar. Tomoe yanıt vermez ve geri dönmesini ister. Aldığı cevap Enishi'yi daha da öfkelendirir. Tomoe geride bıraktıklarının aksine Kenshin'nin görünenin aksine bambaşka, ince bir ruha sahip olduğunu keşfetmiştir. Muhtemelen daha önce kimseye göstermediği bu yönü Tomoe'nin düşünceleri ile birlikte kalbini de değiştirmiştir. Zavallı kız başlangıç çizgisinden tamamen sapmış durumdadır. Kaçınılmaz biçimde aşık olmuştur ki bu kesinlikle yapmaması gereken birşeydir. Yola çıkarken yanına aldığı katanayı artık ona duyduğu güvenin etkisi ile taşımamaktadır.  Kendi ile ilgli cümleler kurmak istese de başarılı olamaz. Bir gece kalbinin derinliklerindeki sırrı Kenshin'e anlatır. Nişanlısı bir suikatçinin elinde can vermiş O da yaşadığı acı yüzünden evini terk etmiştir. Hikayesini şaşkınlıkla dinleyen Kenshin soru sormaz (muhtemelen bunu yapanın kendisi olacağı ihtimalini de aklına getirmez.) Tomoe, yasını tutması gereken bir başka insanın ölümüne neden olan kişiyi sevmenin verdiği vicdani yükün altında ezildiğini hissetse de elinden birşey gelmez.  Nihayetinde kız, vicdan azabını, pişmanlığını ve hissetttiği suçluluğu onun varlığında dindirmeyi seçer. Birlikte olurlar... Ertesi gün Kenshin uyanmadan önce Tomoe geri dönmek üzere kulubeyi terk eder.

Kenshin uyandığında ise O'nu büyük bir süpriz beklemektedir. Esasında  Ishin Shishi'den Yaminobu liderinin intikam oyununun bir parçası olan İzuka, Tomoe'nin birkaç ay önce sokakta yüzünü yaralaladıktan sonra kılıcıyla hayatına son verdiği Kiyosato Akira isimli Shinsegumi'nin nişanlısı olduğunu ve intikam için Ishin Shishi'den Yaminobu adına casusuluk yapmak üzere yanında kaldığını anlatır. Delil olarak da genç kadının yazdığı günlüğü gösteririr. Kenshin felce uğramış halde yağan karın üzerinde Tomoe'nin bıraktığı ayak izlerini takip eder. Kendisi için hazırlanan ölüm tuzaklarını ve katilleri birer birer aşarken ciddi yaralara alır. Diğer tarafta geri dönen Tomoe ise Yaminobu liderinin, kalbini nişanlısını öldüren bir adama verdiği için küçümseyen sözlerine karşılık yanında taşıdığı bıçakla saldırarak onu durdurmaya çalışır ama başarılı olmaz. Adamın kıza dair en ufak bir merhameti  de yoktur. Sadece amacı için kullanmıştır. Enishi dışarda yağan karın altında bir köşede beklemektedir. Kenshin, kulubeye ulaştığında büyük ölçüde kan kaybetmiş ve güçten düşmüş haldedir. Kendini öldürmeyi de başaramayan Tomoe kederi içinde boğulmuşken nişanlısının kendisine bakan hayalini görür. Dövüşün tüm şiddetiyle devam ettiği o anlarda kararını verir ve ikisinin arasına girererek adamın öldürücü darbesini engeller. Ne yazık ki Kenshin ölümcül darbesini indirdiğinde ve gözlerini araladığında görür ki kılıcı rakibinin sonunu hazırlarken araya giren Tomoe'nin bedenini de kesmiştir Kucağına düşen kadın ölmeden hemen önce bıçağıyla Kenshin'in yüzüne  X şeklini verecek ikinci yarayı çizer.

Eşi adlettiği kadını kendi elleriyle öldürmüş olmanın verdiği derin acı ve azap Kenshin için bundan sonra ömrü boyunca taşıyacağı bir yük olacaktır. Ziyaretine gelen ve taziyesini sunan Katsura ortaya çıkan yeni bir suikasçinin (Seriden aşına olduğumuz Makato Shisio) aralarındaki casus olduğunu anladığı İzuka'yı ortadan kaldırdığını ve mevcut durumda ise O'nun yine kılıcına ihtiyaç duyacağını belirtir. Ancak artık amacını ve yaptıklarını sorgulayan Kenshin kararını çoktan vermiştir. Bundan böyle insanların hayatını almayacaktır. Kaldıkları evi genç kadının cansız bedeniyle birlikte ateşe vererek terk ederken gençliğine de veda eder gibidir. Beraberinde yüzündeki yara ile sonsuza kadar kalbine yerleşen Tomoe'nin hayali vardır. Kılıcını zayıfları korumak üzere kullanmayı sürdürür. Bu doğrultuda mücadelesi Shinsengumi kaptanı Okita Sōji ve gelecekte de karşılacağı, Saitō Hajime ile olur. En nihayetinde Bakumatsu devrimin sona erdiği ve barış çağının geldiği günler Hitokiri Battōsai iz bırakmadan ortadan kaybolur.

Samurai X Ova 2: Seisō hen

Kaoru Himura (Yaş:34)
Aynı estetik ve romantizmle Kenshin'in hikayesini bu kez ona aşık bir kadının penceresinden  izlediğimiz 2. Oav, 2001 yapımı ve müzikler yine Taku Iwasaki'ye ait. İkilinin tanışması ile gelişen süreç Kaoru açısından "kılıcının ağırlığını taşıma", kadınsı bir naiflik, kendini adama ve sadakatle örülmüş. Konu bir noktaya kadar bildik hikayeyi anı geçişleri ile tekrar eder ve karakterler Kyoto'da Shisio Makato ile sona eren mücadelesi sonrası Tokyo'ya dönerler. Kaoru artık Kenshin ve kendisi için sakin günlerin geldiğini düşünse de dojoya bırakılan Jinchuu (intikam) notu sonrası Kenshin'in yüzündeki çarpı şeklindeki yaranın öyküsünü öğrenir. Gözyaşları içerisinde anlar ki sevdiği insan görünüşe göre hala kalbini tam olarak kendisine açmamıştır.

Oav'ın tekrarları dışına çıkan orijinal sayılcak ilk öyküsü Tomoe'nin Kenshin'in kılıcıyla hayatını kaybetmesi sonrası yaşananlara şahit olan erkek kardeşi Yukishiro Enishi'nin, ablasının önce mutluluğunu sonrasında ise kılıcı ile hayatına son veren Kenshin'den intikam almasıdır. Bu doğrultuda Kaoru'yu kaçıran ve bir adada rehin tutan Enishi, Kaoru'ya şu soruyu sorar. "Sen O'nun için ne kadar değerlisin?" İşte Kaoru için Kenshin'in kalbindeki yer ve ne ifade ettiği büyük bir soru işaretidir. Biliyordur ki Tomoe, hayatını vererek ve yüzündeki çarpı şeklindeki yara ile Kenshin'in kalbinde kazınmışken kendi varlığı belkide asla O'nun edindiği biçimde yer bulamayacaktır. Hatta kendisini sevdiği için kurtarmak üzere gelmesi durumunda Enishi acı çekmesi için gözleri önünde hayatına son vereceğini söylese de Kaoru sahilde beklemeyi sürdürür. Enishi kadının hayatından çok Kenshin'in kendisi için gelip gelmeyeceği yönündeki endişeli bekleyişini anlamakta zorlanır. Ona göre ablasının hayatını alan birisi asla sevilmeye layık değildir. Ancak Kaoru bir zamanlar nişanlısının ölümü için ablasının da Kenshin'i affettiğini hatırlatır. Nihayetinde bekleyişleri sona erer. Kenshin adaya ulaşır ve Kaoru Enishi ile sahile iner. İkili arasındaki ölümüne mücadele Kenshin'in kazananı da belirleyen son  darbesi ile biter. Buna rağmen Kenshin önünde eğilerek, eğer acı ve öfkesini dindirecekse hayatını almasını ister. Enishi intikamının ateşinde kaybolup kılıcını kaldırdığı anda Kaoru Kenshin'în üzerine kapanır. Ablassının hayalini Kaoru'nun bedeninde gören ve ölmesini istemediğini düşünen Enishi böylece intikamından vazgeçer. (Kaoru ölen ablası gibi 17 yaşında.)

İkili bir kez daha Tokyo'ya geri döner. Dojoda sakin bir yaz gecesi ikisi de uyuyamaz ve gece yarısı dışarda oturular. Kaoru hayatını ona adayacağını söyler. Ama Kenshin her ne kadar O'nun gülümseyişi için herşeyi yapmayı arzu etse de geçmişinde kıydığı canların ve geride bıraktığı yas tutan gözü yaşlı insanların affını kazanamamanın verdiği acıyı omuzlarında taşımaktadır ve mutlu olmayı hak etmediğini düşünmektedir. Kaoru ne yapacağını bilemez. Eğer mutluluk bu anlamda her ikisi için bir günahsa onunla bu günahı paylaşacaktır. O'nun ailesi olmasını ister.

Hikaye bu noktada  (Director cut versiyonu dahilinde) Kenshin ve Kaoru'nun düğün töreni, oğulları Kenji'nin doğumu ve sonrasında geçirdikleri hayattan kesitler sunarak 15 yıl sonrasına bağlanır. Sakabotosunu genpuku yani yaşının geliş hediyesi olarak Yahiko'ya verdikten sonra kılıç taşımayı tamamen bırakan Kenshin evliliklerinin büyük bölümünde gitgide kötüleşen sağlığına rağmen kefaretine cevap arayışını sürdürmekte ve insanlara yardım edebilmek, acılarını dindirebilmek adına uzun yolculuklara çıkmaktadır. 15 yaşındaki oğulları Kenji de kendi yolunu çizmiş ve babasının efsanesini geçmek derdinde Hiten Mitsurigi Ryuu'yu öğrenmek üzere Usta Hiko Seijiro'nun yanına gitmiştir. Uzun bekleyişlerinin getirdiği yalnızlıkla anılarında kaybolan Kaoru ise (seyahatlerinden döndüğü günlerden birinde birlikte oldukları zaman) Kenshin'e de sirayet eden hastalığı yakalanmış haldedir. Sağlığının Kaoru açısından iyi gitmediği aşikar olunca Yahiko, Kenji'yi eve getirmek üzere yola çıkar. Durumu giderek ağırlaşınca Tsubame, doktor Megumi'yi çağırmak zorunda kalır. Muayene sonrası Megumi Kenshin'deki aynı semptomları gördüğünde anlar ki Kaoru bu hastalığı bile bile kabul etmiştir.

Kenshin (28) & Kaoru (17)
Diğer yandan ülkenin uzak bir köşesinde hastalığının son aşamasındaki Kenshin de sefil bir durumdadır. Eve dönerken patlayan fırtınada denize düşer. Sahile çıktığında ise artık neredeyse adını bile hatırlayamayacak ölçüde hafıza kayıpları yaşamaktadır.  Muhtemelen yüzündeki yara izi ile kıyıya vuran yabancı söylentilerini duyarak gelen Sanosuke, Kenshin'i evine götürür. Bununla birlikte halinden anladığı üzere fazla zamanı kalmamış görünen arkadaşını son günlerini geçirebilmesi için eve göndermeye karar verir. Ama yolculuğu kaldıramayacağına dair şüpheleri vardır. En nihayet biraz topralanınca O'nu Tokyo'ya götürecek bir gemiye bindirir. Mevsim artık kiraz çiçeklerinin seyir dönemidir. Geminin güvertesinde bilincininin gelgitleri arasında havadan süzülüp düşen bir çiçek yaprağı, aklına baharın kendisi gibi süzülen genç ve güzel Kaoru'nün görüntüsünü getirir. Böylece Kenshin limana ulaştığında dudaklarında sadece Kaoru'nun ismi vardır ve aklındaki tek düşünce O'na ulaşabilmektir. Kaoru ise az önce geçirdiği bir kriz sonrası, kocasının gelmiş olabileceği ümidiyle karşılamak üzere yine limana gitmek için yatağını terk eder. Duvarlara tutunarak yürür. İkili, bir zamanlar Kyoto'ya gitmeden önce gecenin karanlığında vedalaştıkları su kıyısında karşılaşırlar. Kenshin sendeler halde ve kalan son gücüyle, kollarını açarak kendisini karşılayan Kaoru'ya sarılır. Kaoru, ayrılırken istediği üzere ailesinin verdiği eski adı ile hitap ederek "Hoşgeldin Shinta" der. Kiraz çiçeklerinin süslediği bir agacın gölgesinde yorgun düşen Kenshin, başı Kaoru'nun kucağında yere uzanmış halde yatar. Kaoru birşeyler anlatırken yüzünde huzurlu bir ifadeyle uykuya dalar gibi son nefesini verdiğinde, genç kadın yüzündeki çarpı şeklindeki yaranın da sonun da tümüyle kaybolduğunun gözyaşlarıyla fark ederek O'na sarlır.

Rurouni Kenshin Live Action Movies

Günümüzde mangadan ya da animeden yola çıkarak hayat bulan birçok sinema ya da dizi yapılıyor. Bunların genelde pek izlenir olduğunu düşünen biri değilim. Söz gelimi Detective Conan'ın tv dizi uyarlaması. Karakterlerin yapay durduğunu hissetmiş ve bu live action uyarlamadan hoşnut kalmamıştım. Sanırım hikayedeki olağandışı olayları, kanlı canlı karakterlerle bir dizide yansıtmak onu her zaman gercekçi kılamıyor. Bir de önce de söz ettiğim üzere dizi uyarlamalarında karakterlerin animedeki ya da mangadaki karakteri taklit eder biçimde rol yapma çabası kanımca kaliteyi dibe taşıyan unsurlardan da biri.

Milenyumun ilk çeyreğinde efsane, 3 ayrı live action sinemayla ete kemiğe bürünerek geri döndü. Öykünün bunca yıla rağmen beğenilmesi ve hikayenin tekrar ve tekrar işlenmesi karakterin sağlamlığından olsa gerek. Bir de elbette geçmişinin dramatik yapısından... Ancak genelde Live action uyarlamaları pek başarılı bulmadığımdan Kenshin live action sinemalarını izlemeden önce bu çeşit bir hatalar kümesine kendimi hazırlamlıştım. Neyseki büyük ölçüde yanılmışım:) Beklentileri minimumda tutmak seyir zevkini arttırıyor.

Rurouni Kenshin (Live Action Movie 1) :

 Anime Oav              Lİve Action Movie
Öncelikle ilk filmden başlamam gerekirse; Takeru Satoh'dan daha uygun bir Kenshin herhalde olamazdı. Özellikle mangadaki ya da animedeki komedi öğelerini vermek yerine Oav'larda fazlasıyla hissetiğimiz geçmişin ağırlığıyla şekillenmiş hüznü çok iyi yansıtmış. Oyuncu kesinlikle çok sevimli. Fiziki yapısı cuk diye oturmuş. Özellikle yüzü (en çok da dudakları) güzel. Çekimlerde ne ölçüde dublor kullanılmıştı bilemiyorum ama anime ya da oav'larda görmeye alışık olduğumuz aksiyon sahnelerinden (aksiyona düşkün olmayan bir kadın izleyici olarak) fazlasıyla keyif aldım ve bu bağlamda çok iyi iş çıkartıldığı düşüncesindeyim. Diğer oyuncular Kamiya Kaoru (Emi Takei), Sagara Sanosuke (Munetaka Aoki), Takani Megumi (Yu Aoi), Udō Jin-e (Koji Kikkawa), Saitō Hajime (Yosuke Eguchi), Myojin Yahiko (Taketo Tanaka)'da Takeru Satoh gibi temel de iyi iş çıkarmış. Ancak ilk film için konu sanırım biraz sığ kalmıştı. Kanryu Takeda'nın acayip tavırları sanki diğer iki filmde Shisio'nun yanında boy gösteren Hoji Sadojima adlı karaktere kopyala- yapıştır yapılmış gibiydi. Özellikle Saitō Hajime'yi oynayan Yosuke Eguchi ve  Udō Jinei'yi oynayan Koji Kikkawa'nın filmi sırtlayan diğer iki sağlam karaktere hayat verdiklerini eklemem gerek ki animede Saito'yu pek sevmemiştim, filmde ise hoş bir karizması var. Jinei'nin belirgin ağırlığı yapımı vasat bir sinema olmaktan öteye taşımış.



Rurouni Kenshin Live Action Movie 2: Kyoto İnferno (Rurouni Kenshin: Kyoto Taika-hen

Hikayenin orjinalin dışına pek fazla çıkmadan devam ettiği ve tüm anime serisinin kayda değer  hikayeleri ile en yeni Oav: Shin Kyoto Arc'ı harmalayan devam filmi; Rurouni Kenshin: Kyoto İnferno (Rurouni Kenshin: Kyoto Taika-hen)'daki Hittokiri Bakyyusai tiyatrosu kısmını hayli eğlenceli buldum. Bu arada o tiyatro afişi neden o kadar tanıdık geldi hiç bilemedim. Gerçekten de aynı dönemde böyle bir tiyatro yapılmış olmaz herhalde değil mi?

Filme daha da renkli karakterler, yani Hiko Seijuro (Masaharu Fukuyama), Sato Seijiro (Ryunosuke Kamiki), Makato Shishio (Tatsuya Fujiwara), Makimachi Misao (Tao Tsuchiya) ve abayı yaktığı Shinomori Aoshi (Yusuke Iseya) gibileri eklendi. İkinci film anime dışı bir sonla bittiğinde "yine bir kadını kurtarmak için yola düştü temasını" çok sevdiğimi söyleyemeceğim. Ayrıca Kenshin, Kaoru'yu kaybı için intikam gibi herhangi bir duygusal bir yaklaşım sergilemediği gibi insanların acı çekmesini önlemek için Shishio'a savaş açması biraz garip geldi. Yaşadığını öğrendiğinde ise yanına gidip iki çift laf edemedi. (Gerçi sanırım buna dair çekilen görüntüler var ama neden bilmiyorum filme eklenmemiş. Muhtemelen çıkan dvd sonrası bir extended editionla bu sahneleri görebilmemiz mümkün olabilir.) Sürekli gülen ama tam bir katil tiplemesi çizen Sato Seijiro (Ryunosuke Kamiki) rolünün hakkını sonuna kadar vermiş. Ayrıca Shisio'ya neredeyse acıdım diyebilirim. Kullanılıp kenara atılmış bir zavallı hissini uyandırdı. Bir de Kenshin'in Kyoto'ya gitmeden Kaoru ile vedalaştığı sahneyi gece karanlığında ve ağustos böceklerinin yaydığı ışık eşliğinde görebilmek isterdim. Seriye ve Oav'lara aşina olanlar için bu sahne unutulmazdır:)

            Rurouni Kenshin:Tv / RK OAV 3: Reflection/RK Live Action Movie 2: Kyoto İnferno

Rurouni Kenshin: Live Action Movie 3: The Legend End (Rurouni Kenshin: Densetsu no Saigo-hen)

Rurouni Kenshin: The Legend End (Rurouni Kenshin: Densetsu no Saigo-hen) ise bu bağlamda beklentilerimi aştı. Kenshin'in yarım kalan tekniği öğrenme süreci ve ustası ile karşılıklı sake içip sohbet etttikleri kısım oldukça hoştu. Live action sinemaların tümünü göz önüne alarak sanırım en sevdiğim yan karakter Hiko Seijuro (Masaharu Fukuyama) oldu diyebilirim. Animeye göre duygularını daha iyi dışa vuruyordu. Her üç film içinde yadırgadığım yegane karakterse sanırım en çok Sanasuke Sagara'dır. Animede taşralı, kaba saba tuhaf bir tipleme iken pek yadırgamamıştım ama filmlerde tavırları sanki biraz yapmacıktı ve sürekli kavga etmeye bağlı bir beyin hasarı varmışcasına anormal kaçıyor gibiydi.


Kiyosato Akira ve Yukishiro Tomoe'ye dair geçmişi anlatan sahnelerin ikinci ve üçüncü filmde tekrar ettiğini görmek biraz sıkıcıydı. İçerik daha derin biçimde işlenerek verilebilirdi. Açıkcası ilk filmin ardından gelen bu iki filmin Makato Shisio konusuna odaklandığını anladığımda biraz hayal kırıklığına uğradığımı eklemeden geçemeyeceğim. Son filmde Yukishiro Enishi ve O'nun intikamıni işleyeceğni düşünmüştüm. Tabii belki bu filmdeki yüksek action beklentilerini bir ölçüde azaltırdı. Şu an için konuyu işleyecek dördüncü bir film ufukta gözükmüyor. Hoşnut olduğum bir diğer konu ise  anime tv serisinde sürekli bir "oro" tepkisi veren ve zaman zaman şebek durumuna düşen Kenshin'in neyseki Live Action sinemalarda Oav'lardan alışık olduğum ağırlığı taşıması. Hatta bu bağlamda Oav'ların, komedi ağırlıklı öğeleri seven izleyiciler tarafından eleştirildiğini okumuştum.